Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/14693 E. 2014/6069 K. 01.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/14693
KARAR NO : 2014/6069
KARAR TARİHİ : 01.04.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat,mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-i bendinde serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hali nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmiş,193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65/2 maddesinde serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlanmış, aynı kanunun 66. maddesi ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denilmiştir. Aynı yasanın 37. maddesinin 4. bendinde ise, gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden doğan kazançların bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağı belirtilmiştir. Kanunda kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekir.
Sanıklardan …’nun muhasebeci olduğu, diğer …’ı ise yanında işçi olarak çalışdığı, sanık …’in 25/08/2004 tarihinde 25564 sayılı Resmi Gazete de yayınlanan kararla meslekten men cezası aldığı halde, daha öncesinden muhasebeciliğini yaptığı katılan’a meslekten men edildiğini bildirmeyerek katılandan Nisan 2007 tarihine kadar muhasebeci ücreti almaya devam ettiği, sanıkların katılan adına Mart 2005 tarihinde sahte vergi levhası düzenledikleri iddia edilen olayda;
1- Sanıklar hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanık …’ın iş veren olduğu anlaşılan …’ nun yanında ücret karşılığı çalıştığı ve sanık …’in mali müşavirlikten uzaklaştırıldığını bildiğine ve diğer sanıkla iş birliği içerisinde olduğuna dair savunmasının aksine her türlü kuşkudan uzak mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraatine dair verilen karar ile diğer sanık …’in muhasebecilik mesleğinden men edilmesine rağmen, bu durumu katılan’a bildirmeyerek haksız menfaat temin ettiği anlaşılmakla atılı suçun sübut bulduğuna yönelik kabul ve uygulamada bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan ile sanık … müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA,
2-Sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanıklara yüklenen resmi belgede sahtecilik suçunun tabi olduğu sanık lehine olan ve suç tarihinde yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK’nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen 7 yıl 6 aylık dava zaman aşımının suç tarihi olan Mart 2005 ile inceleme tarihi arasında gerçekleşmiş olması nedeniyle temyiz itirazları yerinde görüldüğünden 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince hükmün BOZULMASINA, ancak, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı kanun’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi gereğince sanıklar hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE, 01.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.