YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/8939
KARAR NO : 2014/8769
KARAR TARİHİ : 05.05.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; sanık …’in, ramazan ayı içerisinde, öğle saatlerinde önceden pazarlarda tezgah açması nedeniyle tanıdığı 63 yaşlarındaki mağdur…. evinin balkonuna çamaşır asarken gördüğü, mağdura halini hatırını sorduktan sonra oruç olduğunu, bunaldığını, lavabosunu kullanmak istediğini söylediği, oruç olduğunu ileri sürmesinden dolayı o gün henüz mukabeleden yeni gelmiş bulunan mağdurun kabul etmesi nedeniyle eve girdiği, önce konutun lavabo bölümüne geçip, elini yüzünü yıkadığı, daha sonra oturma odasına geçerek mağdura ablasının zengin bir kadın olduğunu, onun namına sadaka ve fitre dağıttığını, kendisine de sadaka ve kumanya verebileceklerini belirtip mağdurdan büyükçe bir poşet istediği, kendisine erzak getirileceğini düşünen mağdurun da sanığa istediği poşeti verdiği, daha sonra da sanığın, üst mahalleden bir kadına fitre vereceklerini belirterek cep telefonu ile sanki ablası ile konuşuyormuş gibi hareket ettiği, daha sonra mağdura ablası ile telefonla konuştuğunu, ablasının da 1 saat sonra geleceğini, kendisine de fitre verebileceklerini söylediği, ardından da “Bankadan gidip sana vereceğimiz fitre parasını çekeyim, ancak bankadan 1.000 TL çekebilmem için önce 400 TL para yatırmak gerekiyor, bu parayı sen bana ver, bankaya gidip yatırayım, böylece 1000 TL çekip sana fitre olarak verelim” dediği, mağdurun da o kadar parasının olmadığını, 330 TL’sinin olduğunu söylemesi üzerine sanığın o para da yeter diyerek kendisine fitre vereceğini inandırmak suretiyle mağdurdan 330 TL parayı alarak olay yerinden ayrıldığı, daha sonrasında ise fitre ve parayı mağdura vermediği anlaşıldığından, eyleminin dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna dair mahkemenin kabul ve uygulamasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 05.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.