Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/15714 E. 2014/2629 K. 13.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/15714
KARAR NO : 2014/2629
KARAR TARİHİ : 13.02.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında dolandırıcılığı
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi,kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Ticarî faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin, güvenilirliğini sağlamak amacıyla, bu suçun, tacir (kişisel olarak ticaretle uğraşan kimseler) veya şirket yöneticisi olan yada şirket adına hareket eden kişilerin ticarî faaliyetleri sırasında işlenmesi, TCK’nın 158/1-h bendinde nitelikli hâl kabul edilmiştir. Bu kavramlar Türk Ticaret Kanunun ilgili hükümlerine göre belirlenecektir. Türk Ticaret Kanunu’nun 14. maddesinde; Tacir, kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından doğan bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir kişinin veya resmî bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır. “denilmektedir. Ticaret şirketleri, aynı yasanın 124. maddesinde, Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir. Bu Kanunda, kollektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi sayılır” şeklinde tanımlanmıştır. Kooperatif yöneticilerinin, kooperatifin faaliyeti kapsamında, dolandırıcılık suçunu işlemeleri de nitelikli hâl, kabul edilmiştir. Üye sayısı dolmasına rağmen, üyeliğe kabulün devamından bahsederek üye kayıt edilmiş gibi kişinin parasının alınması bu suç tipine örnek gösterilebilir. Kooperatif yöneticilerinin kimler olduğu 1163 sayılı Kooperatifler kanunun 55 ve devamı maddelerinde tanımlanmıştır. Buna göre; Yönetim Kurulu, kanun ve ana sözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organıdır. Yönetim Kurulu en az üç üyeden kurulur. Bunların ve yedeklerinin kooperatif ortağı olmaları şarttır. Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen tüzel kişiler, temsilcilerinin isimlerini kooperatife bildirir. Bu suçun oluşabilmesi için, Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin dolandırıcılık suçunu ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olmaları gerekir. Keza, kooperatif yöneticilerinin bu nitelikli halden cezalandırılabilmeleri için suçun kooperatifin faaliyeti kapsamında, işlenmesi gereklidir. Bu suçun faili tacir veya şirket yöneticisi yada şirket adına hareket eden kişi yada kooperatif yöneticisi olabilir.
Sanık …’in, SS Suludere Köyü Sulama Kooperatifinin başkanı olduğu, diğer sanık … ‘ın da aynı kooperatifte su bekçisi olarak çalıştığı, katılanın Burdur Merkez Suludere Köyündeki tarlasını sanıkların görevli oldukları kooperatiften suladığı, bu çerçevede sanıkların sulama kooperatifine ait 0061 seri nolu makbuz üzerinde tahrifat yaparak “iki“ ibaresini eklemek suretiyle katılandan hukuka aykırı ve yersiz olarak ikinci kez ark sondaj parası aldıkları, bu şekilde katılanı hileli yollarla dolandırdıklarının iddia edildiği olayda, fazladan yazıldığı iddia edilen bir sondaj sulama ücreti 60 TL’nin de kooperatif kayıtlarında görüldüğü, ortada sanıkların zimmetlerine geçirdikleri bir paranın olmadığı, bu durum itibariyle her iki sanığın eyleminde zimmet suçunun unsurlarının gerçekleşmediği, bununla birlikte konu sulamada katılanın bir kez mi veyahut iki kez mi sondaj suyu ile sulama yaptığı hususunun ihtilaflı olduğu, konu hakkında kovuşturma aşamasında dinlenilen olaydan çok sonra gösterilen tanıkların rahatlıkla sonradan temin edilebilir oluşları karşısında beyanlarına itibar etmenin mümkün olmadığı, bu hususta her iki tarafın karşılıklı iddialarının yer aldığı, dolayısıyla katılanın gerçekten ne kadar miktarda sulama yaptığının tam olarak anlaşılmadığı, kaldı ki yapılan değişikliğin katılan tarafından hemen fark edildiği, hile olarak nitelendirilen bu hususun objektif aldatıcılık kabiliyetine sahip olmadığından dolandırıcılık suçunun unsurlarının gerçekleşmediği, yine sulamanın gerçekten ne kadar miktarda olduğunun da ortaya konulamaması karşısında, her iki sanığın görevde yetkiyi kötüye kullandıkları hususunun da tam olarak belirlenemediği, dolayısıyla sanıkların görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunu da işlediklerine dair iddiayı destekleyen kesin, net delillerin ortaya konulmadığı, bu durum itibariyle; sanıkların atılı suçu işlediğine dair şüphenin hasıl olduğu, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin lehlerine uygulanması zaruret teşkil ettiği gerekçelerine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 13.2.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.