YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/32630
KARAR NO : 2014/2620
KARAR TARİHİ : 13.02.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma , hırsızlık, tehdit, kasten yaralama, hakaret
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Güveni kötüye kullanma suçunda, başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyetliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyetliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, cezalandırılmaktadır. Zilyetlik rızayla faile devredilmelidir.
Tehdit, bir kimsenin başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğini veya malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara uğratacağını veya sair bir kötülük edeceğini bildirmesidir. Bu suçta fail, ağır ve haksız bir zarara uğratılacağını mağdura bildirmektedir.
Gerçekleşmesi failin iradesine bağlı olan ve gelecekte vuku bulacak bir kötülüğün, gerçekleşecek gibi gösterilmesidir. Tehdit mağdurun karar verme ve serbest hareket etme özgürlüğünü kısıtlamalı iç huzurunu bozmalı ve onu endişeye düşürmelidir. Mağdura yapılan tehdidin, onun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya elverişli olması gerekir. Failin tehdit fiilini bilerek ve isteyerek işlemesi, verileceği söylenen zararın haksız olması yeterlidir. Fiilde korkutuculuk, ürkütücülük, ciddiyet yoksa tehdit kastının varlığından bahsedilemez. Mağdur haksız bir zarara uğrayacağı endişesine kapılmamışsa, korkutuculuk oluşmamıştır. Tehdit suçunun, bahsedilen yasal unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediği olaysal olarak değerlendirilmeli, fail ile mağdurun içinde bulundukları ortam, söylenen sözler, söylenme nedeni ve söylendiği koşullar nazara alınmalıdır.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatı konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Sanıklar …, …, …, … ve …’in herhangi bir İş yerleri ve ticari unvanları bulunmaksızın piyasadan tedarik ettikleri hacizli, rehinli veya arızalı araçları mağdurlara haricen satıp bedellerini tahsil ettikleri, ancak haricen sattıkları araçları arıza, rehin, haciz veya veraset sorunlarını gerekçe göstererek devirlerini yapmadıkları, bilahare aldıkları paraları iade etmeden sattıkları araçları ya geri alıp ya da hacizli veya rehinli olması nedeniyle bağlattıkları, sanıkların bağlanan veya iade edilen araçlar yerine yine başkaca hacizli, rehinli veya arızalı araçlar tedarik ettikleri, tedarik edilen yeni araçlar için ilave paralar aldıkları, mağdurların daha önce verdikleri paraları kurtarmak için bu ilave paraları vermeye razı oldukları, daha sonra bu araçları da bizzat veya irtibat halinde bulundukları ruhsat malikleri vasıtası
ile bağlattıkları ya da araçları alıcılara teslim etmedikleri, paralar karşılığında ya göstermelik senetler verdikleri ya da alacaklıları tehdit ederek senet bedellerini ödemedikleri, bu şekilde bir çok kişiyi dolandırdıkları, yine bir araç alım satımı sırasında katılan …’in adı geçen sanıkların akrabası olan sanıklar Ahmet ve …’ın kendisine verecekleri aracın devrini vermeyip oyalamaları üzerine durumu galericilik yapan arkadaşı …’a anlattığı, …’ın Serkan’a sanıkların bu şekilde bir çok kişiyi dolandırdıklarını, kendisine verilen araç devredilmeden parayı vermemesini söylemesi üzerine, …’in de adı geçen sanıklara araç devri olmadan para vermeyeceğini söylemesi üzerine, ertesi gün sanık …’in Serkan’ı telefonla arayarak tehdit ve hakaret ettiği, Serkan’ın bu durumu …’a bildirmesi üzerine, … ve sanık …’in telefonda tartışıp, birbirlerine hakaret ettikleri, Erzincan yolu üzerindeki petrol istasyonunda buluşmak üzere anlaştıkları, …’ın beraberinde mağdurlan … ve … ile birlikte petrol istasyonuna geldiği, sanık … hariç tüm sanıkların da üç araç ile olay yerine hareket ettikleri, sanık …’un mağdurları vurmaları konusunda diğer sanıkları azmettirdiği, olay yerinde buluştuklarında sanıkların araçlardan indikleri, sanık …’ın mağdurları vurmaları için diğer sanıklara talimat verdiği, bunun üzerine sanıklar Ferhat ve Uğur’un beraberinde getirdikleri av tüfeğini araçtan çıkardıkları, Ferhat’ın mağdur …’ye, Uğur’un da mağdur …’a ateş ederek ayak ve diz kısmından basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek derecede yaralanmalarına sebebiyet verdikleri, sanık …’ın da araç ile kasten mağdur …’e çarparak basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek ve kemik kırığı oluşturacak derecede yaralanmasına sebebiyet verdikleri, daha sonra tüm sanıkların araçlara binip kaçtıkları somut olayda;
1-Sanıklar hakkında dolandırıcılık, hırsızlık, tehdit, hakaret ve kasten yaralama suçlarından verilen mahkumiyet kararlarına yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde;
Sanıklar …, …, … ve … hakkında şikayetçi …’a yönelen kasten yaralama eylemleri nedeniyle hüküm kurulurken silah nedeniyle arttırım yapılması esnasında uygulama maddesinin TCK’nın 86/3-e yerine 86/3-c olarak yazılması yerinde düzeltilmesi olanaklı yazım hatası kabul edilmiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık ve sanık müdafiilerinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a-5237 sayılı TCK’nın 53/1. maddesinin (c) fıkrasındaki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından yoksunluğun yalnızca kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceğinin gözetilmemesi suretiyle aynı maddenin üçüncü fıkrasına aykırı davranılması,
b-Şikayetçiler …, …, …, …, …, …, … ve …’a karşı işlenen suçların tarihi dikkate alındığında sanıklar Ferhat Önder, …, … ve …’in adli sicil kayıtlarındaki hükümlülüklerin suç tarihlerinden sonra kesinleştiği ve tekerrüre esas alınamayacakları gözetilmeden haklarında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmesi,
c-Sanık … hakkında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilirken İnfazda karışıklığa yol açacak biçimde birden fazla hükümlülüğün tekerrüre esas alınması,
d-Sanık … hakkında şikayetçiler …, …, …, … ve …’e yönelen eylemleri nedeniyle kurulan hükümlerde, TCK’nın 58. maddesinin uygulanmasına karar verilirken sanığa ait olmayan diğer sanık …’e ait bir hükümlülüğün de yazılması suretiyle birden fazla hükümlülüğün tekerrüre esas alınması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar ve sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu aykırılığın aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince düzeltilmesi mümkün bulunduğundan,
a-Hüküm fıkrasından “TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına” ilişkin bölümler çıkarılarak, yerlerine “53/1. maddesinde belirtilen ve 53/3. maddesindeki kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri dışındaki haklardan sanıkların mahkum oldukları hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar; 53/3. maddesi gözetilerek 53/1-c maddesi uyarınca kendi alt soyları üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından ise koşullu salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmasına” cümlesinin eklenmesi,
b-Şikayetçiler …, …, …, …, …, …, … ve …’a yönelen eylemler nedeniyle sanıklar …, …, … ve … hakkında kurulan hükümlerde TCK’nın 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümlerin hükümden çıkartılması,
c-Sanık … hakkında diğer şikayetçilere yönelen eylemleri nedeniyle kurulan hükümlerde TCK’nın 58. maddesinin uygulandığı bölümlerden “Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2009/100 esas, 2010/324 sayılı kararının” yazıldığı kısımların hükümden çıkartılması,
d-Sanık … hakkında şikayetçiler …, …, …, … ve …’e yönelen eylemleri nedeniyle kurulan hükümlerde, TCK’nın 58. maddesinin uygulandığı bölümlerden “Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2009/100 esas, 2010/324 sayılı kararının” yazıldığı kısımların hükümden çıkartılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASI,
2-Sanık … hakkında katılan …’a karşı güveni kötüye kullanma suçundan verilen mahkumiyet kararına karşı sanık müdafiinin temyiz isteminin incelenmesinde;
Sanığın katılanın satmak istediği aracının satışında yardımcı olacağını söyleyip, bu amaçla göstermek üzere teslim aldığı aracı, bir daha getirmediği, katılanın aracı istemesi üzerine sattığını söyleyip iade etmediği gibi, parasını da vermediğinin iddia ve kabul olunduğu somut olayda; sanığın aracın zilyetliğini hileli söz ve davranışları ile aldıktan sonra, haksız menfaat temin ettiğinin anlaşılması karşısında, eylemin dolandırıcılık suçunu oluşturmasına rağmen, sanığın hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan cezalandırılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 13.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.