YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/20950
KARAR NO : 2014/13120
KARAR TARİHİ : 02.07.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği,fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Müştekinin, tanık …’e sattığı bezelye karşılığında, tanık …’in oğlu… aracılığı ile borcu olan 2.000 TL parayı gönderdiği, … ile oğlu arasında paranın müştekiye gönderilmesine dair konuşmayı, o sırada orda bulunan sanığın duyduğu, akşam saatlerinde daha önce tanımadığı müştekinin evine bir ticari taksiyle giden sanığın, taksi şoförüne, bir trafik kazası olduğunu, bunun için bir yerden para alıp döneceklerini söylediği, daha sonra müştekiye, …’in verdiği paranın sahte olduğunu, yenisiyle değiştirilmesi gerektiğini söylediği, müştekinin de, babasına verdiği parayı alarak sanığa teslim ettiği, sanığın, beş dakika içerisinde parayı değiştireceğini söyleyerek olay yerinden uzaklaşarak bir daha geri dönmediği, böylece sanığın hileli hareketlerle müşteki aleyhine haksız menfaat temin etmek suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanık, müşteki ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamına göre, suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanığın, Bodrum 1. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 18/12/2000 tarih ve 2000/115-1470 E.K. Sayılı ve 16/05/2005 kesinleşme tarihli kararı gereğince ertelenen para cezasının bulunduğu, 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca cezası ertelenen sanığın, deneme süresi içerisinde yeni bir suç işlememesi durumunda, 765 sayılı TCK’nın 95/2. maddesi uyarınca ertelenen mahkûmiyetin, “esasen vaki olmamış” sayılacağı dikkate alınarak ve ilgili mahkemenin 06/05/2010 tarihli yazısına göre de, sanığın deneme süresi içinde bir suç işlemediği ve söz konusu erteli cezanın aynen infazına dair bir karar bulunmadığı belirtilmekle, tekerrüre esas başka sabıka kaydı da bulunmayan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin uygulanarak cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi,
2-5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına dair bölümün tamamen çıkartılması ve 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 02/07/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.