Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/14861 E. 2014/6330 K. 03.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/14861
KARAR NO : 2014/6330
KARAR TARİHİ : 03.04.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanıkların yüzüne karşı tefhim olunan hükümde, CMK’nın 232/6. maddesine ve Yargıtay C.G.K.’nın 30.01.2007 tarih ve 9-18, 26.05.2009 tarih ve 50-130 sayılı kararlarına aykırı olarak; yasa yolu süresi, mercii ve başvuru şekli açıkça belirtilmediğinden temyizlerin yasal süresi içinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikka edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; fikir ve eylem birliği içinde hakeret eden şüphelilerin, kabir ziyaretinde bulunan mağdure ile diyaloğa girdiklerinde ona “…Hollanda’ya acele döneceklerini, ihtiyaç sahiplerine dağıtılmak üzere hayırda bulunma niyetiyle para vereceklerini, ancak kendilerinde 1.000 Avro bulunduğunu, karşılığının 2.100 TL’ye tekabül ettiğini, 1.100 TL verilmesi halinde, kalan miktarın kendisinde kalabileceğini…” söyleyip inanç sağladıktan sonra Avro diye T.C. Merkez Bankasınca döviz ve efektif olarak alış-satışı yapılmayan, düşük değerli 1.000 Peru Yeni Solu’nu verip mağdureden 1.100 TL alarak haksız yarar sağlamaları eylemlerinin “nitelikli” değil “basit dolandırıcılık” suçunu oluşturduğunu takdir eden mahkemenin kabul ve uygulamalarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık … ile sanık … müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 03/04/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.