Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/14310 E. 2014/2728 K. 17.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/14310
KARAR NO : 2014/2728
KARAR TARİHİ : 17.02.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu malına zarar verme, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret, görevi yaptırmamak için direnme
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık hakkında müşteki …’e karşı hakaret suçundan kamu davası açılmasına rağmen herhangi bir karar verilmemiş ise de, zamanaşamı süresi içinde karar verilmesi, yine müştekiye karşı basit kasten yaralama suçundan, süresi içinde kamu davası açılması mümkün görülmüştür.
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır.
Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır. Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır. Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil, görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse,fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 gün 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi, olayın gelişimi sırasında sanığın, cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nın “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir.
Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. Sanığın suçun yasal tanımında yer alan ve hukuksal anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden kamu görevlilerine karşı görevlerini yaptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanması gerekmektedir.
Sanığın, olay günü alkol alarak … isimli kişiye hakaret edip bu kişiyi yaraladığı, durumun polise bildirilmesinden sonra, sanığın, olay yerine gelen polis memurlarına karşı, sinkaflı şekilde alenen hakaret ettiği, “sizinle sivilde görüşürüz, sizi süründüreceğim” diyerek tehdit ettiği, polis memurlarının sanığı kontrol altına almak istemesi sırasında, sanığın, polis memurları … ve …’a vurarak basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek şekilde yaraladığı, karakola götürülüp nezarethaneye alınan sanığın, bu kez nezarethanenin demir korkuluklarından birini kırdığı, diğerlerini de eğerek zarar verdiği, böylece sanığın, kamu malına zarar verme, kamu görevlilerine karşı görevinden dolayı hakaret, görevi yaptırmamak için direnme suçlarını işlediğinin iddia edildiği olayda,
1-Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Sanık, müşteki ve tanık beyanları, olay tutanağı, görgü ve tespit tutanağı ile tüm dosya kapsamına göre, bu suçların sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Sanık hakkında hüküm kurulurken, doğrudan 5237 sayılı TCK’nın 125/1,3-a maddesi gereğince temel cezanın 1 yıl olarak belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, önce aynı Kanun’un 125/1. maddesi gereğince 3 ay hapis cezası verildikten sonra aynı Kanun’un 125/3-a maddesine göre temel cezanın 1 yıl hapis cezası olarak belirlenmesindeki isabetsizlik, sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
Sanığın tekerrüre esas ve kesin nitelikte olmayan başka sabıka kaydının bulunması, ayrıca bu sabıkanın da, ilamda gösterilmemesi hususunun infaz aşamasında gözetilmesinin mümkün olması karşısında tebliğnamedeki bu bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Görevi yaptırmamak için direnme suçundan belirlenen hapis cezası, adli para cezasına çevrilirken, sevk maddesi olarak 5237 sayılı TCK’nın 50/1-a maddesi yerine aynı Kanun’un 52/2 maddesi yazılmış ise de, bu yanlışlığın mahallinde düzeltilmesi mümkün görülmüştür.
Sanık, müşteki ve tanık beyanları, olay tutanağı, görgü ve tespit tutanağı ile tüm dosya kapsamına göre, bu suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 02.03.2010 Tarih ve 2009/9-259 Esas, 2010/47 Karar sayılı kararına göre, görevi yaptırmamak için direnme suçunun, birden fazla polis memuruna karşı cebir ve şiddet gösterilerek hukuksal anlamda tek bir fiil ile gerçekleştirilmesi nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan tayin olunan cezaların zincirleme suç hükümleri gereğince, 5237 sayılı TCK’nın 43/2. maddesi ile arttırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen hükümde, sonuç olarak para cezasına hükmedilmiş olması karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin sanık hakkında uygulanamayacağının gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. Maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasına, “tekerrür hükümlerinin görevi yaptırmamak için direnme suçundan verilen hüküm açısından uygulanmasına yer olmadığına” ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2-Kamu malına zarar verme suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Sanık, müşteki ve tanık beyanları, olay tutanağı, görgü ve tespit tutanağı ile tüm dosya kapsamına göre, bu suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
a-Sanığın, yargılama aşamasında, kurum zararını giderdiğini belirtmesi karşısında, ilgili kuruma, sanık tarafından zararın tamamen veya kısmen giderilip giderilmediği, kısmi ödeme varsa; 5237 sayılı TCK’nın 168/4. maddesi kapsamında, bu kısmi ödemeye rızanın bulunup bulunmadığının sorularak, sonucuna göre sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 168. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının karar yerinde tartışılması gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
b-Mahkeme tarafından belirlenen hapis cezası, adli para cezasına çevrilirken, sevk maddesi olarak 5237 sayılı TCK’nın 50/1-a maddesi yerine aynı Kanun’un 52/2 maddesi yazılması,
c-Sonuç olarak para cezasına hükmedilmiş olması karşısında, 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin sanık hakkında uygulanamayacağının gözetilmemesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17/02/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.