Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/10036 E. 2014/4031 K. 05.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/10036
KARAR NO : 2014/4031
KARAR TARİHİ : 05.03.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Somut olayda; müteahhitlik ve taşınmaz alım satım işiyle uğraşan sanık …’ın, paraya ihtiyacı olduğunu söyleyerek daha önceden alış veriş yapması nedeniyle tanıdığı… İnşaat Limited Şirketinin ortağı ve yetkilisi olan katılan …’ya fırın olarak işletilen işyerini satma teklifinde bulunduğu, sanığın katılanı fırın olarak işletilen yere götürüp gezdirdiği ve 300.000 TL’ye alım satımı hususunda aralarında anlaştıkları, katılanın … Şubesi’nden 100.000 TL çekerek sanığa verdiği, ayrıca oğluna ait aracı sanığa devrettiği, yine 80.000 TL değerindeki alacağını sanığa devrettiği ve kalan miktar için de 8 adet çek verdiği, ayrıca sanığın fırının iki aylık kira parasını da aldığı, bu arada sanığın tanık …’a ait aynı ada ve paftada bulunan dükkanı satın almak istediği, sanığın, tanığa dükkanı kendisinin alacağını ancak başkasının üzerine yapacağını söylediği, 04.08.2009 tarihinde tanık …’a ait dükkanın Tapu Müdürlüğünde katılan …’ya satıldığı, katılanın, sanık tarafından gezdirildiği fırın olarak işletilen işyerini satın aldığını düşündüğü, ancak kendisine aynı ada ve paftada bulunan başka bir işyerinin satıldığı, tanık …’in ifadesine göre dükkanın satışı karşılığında sanıktan 35.000 TL aldığını ifade ettiği, bilirkişi raporuna göre de katılana gösterilen ve fırın olarak işletilen yerin satış tarihi itibariyle 400.000 TL , tanık İsmail’e ait dükkanın ise 25.000 TL değerinde olduğunun belirtildiği, bu şekilde sanığın daha büyük ve değerli olan fırın olarak işletilen taşınmazı gösterip pazarlığını yaptıktan sonra satışını yapacağını söylemesine rağmen, aynı yerde bulunan sadece blok numarası farklı olan daha küçük ve daha az değerli taşınmazı sattığı sabit olmakla nitelikli dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekili ile sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 E.,2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamasına rağmen, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde 500 gün olarak tayin edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekili ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “500 gün”, “416 gün” ve “12.480 TL” ibarelerinin çıkartılarak yerlerine sırasıyla “5 gün”, “4 gün” ve “120 TL” adli para cezası ibarelerinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 05.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.