YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/1344
KARAR NO : 2014/7279
KARAR TARİHİ : 16.04.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, görevi kötüye kullanma
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Müştekiler … ile …’in şirket yetkilisi oldukları, sanık …’ın ise suç tarihinde Konya 4. İcra Müdür yardımcısı olarak görevli olduğu, sanık …’ın geçmişte uzun yıllar Kayseri’de yaşadığı müştekileri tanıdığı, müştekiler hakkında vekili aracılığıyla Konya 4. İcra Müdürlüğünün 2006/44 esas sayılı dosyası ile 01/12/2005 vade tarihli alacaktan bahisle 70.933.33 YTL miktar üzerinden 03/02/2006 tarihinde ilamsız takip başlattığı, ödeme emrini müştekilerle ilgisi olmayan adrese tebliğe çıkardığı, ancak ödeme emirlerinin bila tebliğ iade edildiği, bunun üzerine sanığın vekili aracılığıyla İcra Müdürlüğü vasıtasıyla Kayseri Ticaret Sicil Memurluğundan müştekilerin tebligat adreslerinin sorulduğu, gelen cevabi yazıda belirtilen ve müştekilerle ilgisi olmayan … adlı şahsın adresine, ödeme emirlerinin tebliğe çıkarıldığı, … tarafından, aynı iş yerinde birlikte bulunan daimi işçi, daimi iş arkadaşı şerhleriyle tebellüğ edildiği, bunun üzerine takibin kesinleştiği, durumu öğrenen müştekilerin vekilleri aracılığıyla icra takibine ve yetkiye karşı usulsüz tebligat nedeniyle itiraz ettikleri, daha sonraki tarihlerde itirazları ile ilgili verilen kararı öğrenmek için icra dosyasını inceleyen müştekiler vekilinin, dilekçesini icra dosyasında bulamadığı, … PTT Merkez Müdürlüğü ile yaptığı yazışma neticesinde, dilekçesinin sanık …’e teslim edildiğinin bildirildiği, akabinde müştekiler vekilinin aynı mahiyette yapmış olduğu itiraz aynı tarihli olarak Konya 4. İcra Müdürlüğünce yasal süresinde olmadığı gerekçesiyle reddedildiği, yine aynı tarihli müştekiler vekilinin yetkiye ve borca yapmış olduğu itirazda Konya 2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin kararı ile 7 günlük yasal süre geçtikten sonra yapıldığı gerekçesiyle reddedildiği, sanık … ile …’ın TCK’nın 37/1. maddesi anlamında irade birliği içerisinde hareket ederek kamu kurumunu aracı olarak kullanmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu, sanık …’ın ise kendisine teslim edilen belgeyi görevi gereği dosyasında muhafaza etmesi gerekirken bu yükümlülüğüne uymayarak görevi ihmal suçunu işledikleri, yine sanık …’in müştekilere ait olmayan adreslere usulsuz tebligatlar yaptırarak takibin kesinleşmesine sebebiyet vererek görevi kötüye kullanma suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda;
Sanıklardan …’ nın Kayseri de galericilik yaptığı dönemde ticari ilişkileri sebebiyle alacaklı olduğu müştekiler aleyhine avukatı sanık … aracılığı ile Konya 4. İcra Müdürlüğü’nde 2006/44 esas sayılı dosya üzerinden icra takibi başlatıldığı, o tarihte sanıklardan …’in Konya 4. İcra Müdür Yardımcısı olarak görev yaptığı, icra tebligatı adreslerinin sanık … tarafından avukatına verildiği, şirket aleyhine yapılan icra takibinde tebligatın şirket ile ilgisi olmayan bir adreste çalışan sanık …’a yapıldığı, sanık …’ın söz konusu adreste evrakları imza karşılığında teslim aldığı, icra takibine şirket tarafından itiraz edildiği, dilekçenin Kayseri İcra Müdürlüğü aracılığı ile Konya İcra Müdürlüğü ne gönderildiği ve evrakın imza karşılığında PTT aracılığı ile 4. İcra Müdürlüğü’ne teslim edildiği, ancak süresinde yapılmaması sebebiyle gecikmiş itiraz yönünden açılan davanın İcra Hukuk Mahkemesi tarafından reddedildiği ve Konya 4. İcra Müdürlüğü’nün 2006/44 esas sayılı dosyasında şirket ve sanık … arasında ibraname düzenlenmek suretiyle borcun ödendiğinin kabul edildiği ve davalardan vazgeçildiği, sanık …, savunmasında sanık …’nın talebi doğrultusunda Konya 4. İcra Müdürlüğü’nün 2006/44 esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi yaptığını, icra tebligatlarının sanık tarafından belirtilen adreslere yapıldığını, bu konu ile ilgili suç işleme kastının olamayacağını, zira borçlu olan müştekilerin adreslerini bilme imkanı olmadığını, suç işleme kastı ile hareket etmiş olsaydı, Kayseri Ticaret Sicilinden borçlu şirketin adresini sormayacağını, bu şekilde gerçekleşen olayda suçsuz olduğunu ifade etmesi dikkate alındığında her ne kadar sanık avukatın görevini kötüye kullandığından bahisle cezalandırılması talep edilmiş ise de sanığın savunmasının aksini gösteren mahkumiyetine yeterli suç işleme kastı ile hareket ettiğine dair somut dosya kapsamında delil elde edilemediği, sanık …’nın dolandırıcılık kastı ile hareket ettiğinden bahisle cezalandırılması talep edilmiş ise de, dosya içerisinde mevcut ibranameden anlaşılacağı üzere, borçlular ile sanık arasında alacak verecek meselesinin bulunduğu, bu doğrultuda icra takibinin yapıldığı, söz konusu icra takibinden borçluların haberdar olduğu ve borcun ödenmeyen kısmının haricen sanık …’a ödendiğinin anlaşıldığı ve talimat ile alınan beyanlarda da bu durumun belirtildiği, sanık …’ tan şikayetçi olunmadığı dikkate alındığında önceden doğmuş bir borcun söz konusu olduğu, bu şekli ile sanığın dolandırıcılık kastı ile hareket ettiğine dair dosya kapsamında somut bir delil elde edilemediği, sanık … ‘nun borçlu şirkette çalışmayıp başka bir şirkette işçi olarak çalıştığı, şirkete gelen evrakları imza karşılığında teslim aldığı, borçlu şirket aleyhine çıkarılan tebligatı da adresin kendi çalıştığı şirkete ait olması nedeniyle aldığı, tebligat açıldığında çalıştığı iş yeri ile ilgisinin olmadığı anlaşılması üzerine iade edildiğini ifade ettiği, bu şekilde sanığın dolandırıcılık kastı ile hareket ettiğine dair iddia dışında mahkumiyetine yeterli somut bir delil elde edilemediği, sanık …’in icra müdürü olarak çalıştığı, söz konusu itiraz dilekçesinin PTT aracılığı ile 4. İcra Müdürlüğü’ ne teslim edildiği, kaleme havale edilen dilekçenin iş yoğunluğu sebebiyle dosyaya girmediği, ancak olayda sanığın suç işleme kastı ile hareket etmediği, borçlu şirket ve alacaklı arasında düzenlenen ibranameden de anlaşılacağı üzere takipten borçlunun haberdar olduğu ve açılan davalardan vazgeçildiği, sanığın üzerine atılı bulunan görevi kötüye kullanma suçunun unsurlarının gerçekleşmediği, mahkumiyetine yeterli, kesin somut bir delil elde edilemediği, sanık ve tanık beyanları, mevcut belgeler ve tüm dosya kapsamıyla anlaşıldığından unsurları itibariyle oluşmayan suçlardan sanıkların beraatlerine ilişkin mahkemenin kabulunde isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 16.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.