YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/10922
KARAR NO : 2014/11076
KARAR TARİHİ : 03.06.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1) Sanıklar …, … hakkında kurulan hükmün temyiz incelesinde;
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07.05.2013 tarih ve 2013/11-87-245 sayılı ilamında “Avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan avukatlık ücreti ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre karşı tarafa yüklenen avukatlık ücreti olarak ikiye ayrılan avukatlık ücreti, 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 164. maddesinin 1. fıkrasında; “avukatın hukuki yardımının karşılığı olan meblağı veya değeri ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır.
5271 sayılı CMK’nın 234. maddesinde avukatlık ücretinin yargılama giderlerinden olduğu ve hükümde gösterilmesi gerektiği düzenlenmiştir.
Ancak bu durum, Ceza Genel Kurulunun 07/06/1971 gün ve 497-209,07/02/1972 gün ve 447-72, 24/02/1975 gün ve 37-32, 14/06/2005 gün ve 66-65, 07/02/2006 gün ve 172-10 sayılı kararlarında da vurgulandığı üzere, vekalet ücretinin kişisel hak olma niteliğini değiştirmemektedir. Nitekim 234. maddenin 4. fıkrasındaki; “Devlete ait yargılama giderlerine ilişkin kararlar, Harçlar Kanunu hükümlerine göre; kişisel haklara ilişkin kararlar, 09/06/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yerine getirilir” biçimindeki düzenlemesinde de belirtildiği üzere, hükümde belirtilen ve kamuyu ilgilendiren yargılama giderlerinin tahsili Harçlar Kanunu, kişisel hakka ilişkin bulunan avukatlık ücretinin tahsili ise İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre yapılmaktadır.
05.03.1935 gün ve 111-7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile; “Bir ceza hükmüne karşı yapılan temyiz, o ceza hükmüne dahil olan muhakeme masraflarına da şamil olmakla muhakeme masraflarına müteallik kararlar da temyiz tetkikatına tabi olacağı ve bu kabil kararların re’sen de temyiz kabiliyetinin bulunduğuna karar verilmiştir. Ancak, kişisel hakka ilişkin kanuna aykırılıkların Yargıtay tarafından bozma
konusu yapılabilmesi için, hükmün karşı hak sahibi tarafından temyiz edilmiş olması gerekir.” şeklinde açıklandığı üzere, sanıklar müdafiinin temyiz dilekçesinde açıkça vekalet ücretine ilişkin talep bulunmaması nedeniyle beraat eden sanıklar lehine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkin tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.
Sanıklar müdafiinin sanıklar hakkında verilen beraat kararını temyizde hukuki bir yararı olmadığı gibi, hükmün gerekçesine yönelik bir temyiz de bulunmadığından, bir sebep içermeyen temyiz talebinin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’un 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2)Sanık … hakkında dolandırıcılık suçundan verilen mahkûmiyet kararının temyiz incelenmesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın mağdurun işlettiği markete gelerek alışveriş yapıp markette bulunan masanın üzerine 100 TL parayı bıraktığı, mağdurun sanığa aldıklarının 3 TL tuttuğunu söylemesi üzerine, mağdura 5 TL bozuk para verdiği, mağdurun da 2 TL para üstünü sanığa iade ettiği, sanığın marketten çıktığı sırada mağdurun sanığın bıraktığı 100 TL’yi görerek sanığa parasını unuttuğunu söylediği, bunun üzerine sanığın geriye dönerek 100 TL’yi aldığı ve mağdurdan 100 Tl’yi bozmasını istediği mağdurun da parayı bozarak sanığa verdiği ve 100 TL’yi sanıktan istediği, sanığın ısrarla 100 TL’yi verdiğini iddia ettiği, mağdurun polisi arayacağını söylemesi üzerine sanığın aldığı paralarla marketten çıkarak marketin önündeki araca binip olay yerinden kaçtığı somut olayda, dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerine görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.06.2007 tarih ve 2007/10-108-152 sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, bunun gerekçelerinin gösterilmesi, dayanılan gerekçelerin de yasal olması ve dosya içeriğiyle örtüşmesi gerektiği halde mahkemece adli para cezasının gerekçe gösterilmeksizin alt sınırın üzerinde 25 gün olarak tayin edilmesi suretiyle 5237 sayılı TCK’nın 61. maddesine aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “25 gün”, “8 gün” ve “160 TL ” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerlerine, sırasıyla “5 gün”,”1 gün” ve “20 TL” ibareleri eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 03/06/2014 tarihinde oybirlğiyle karar verildi.