YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/21522
KARAR NO : 2014/13875
KARAR TARİHİ : 09.07.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanıklardan …’ın kendisini …Mahallesi Camii İmamı … olarak tanıtıp, yanındaki sanık …’i ise yardıma muhtaç birisi olarak bildirip, müştekiyi önce telefonla arayıp “Ben … Mahallesi Camii Hocası …’yım bizim bir ama arkadaşımız var, … göz nakli yapılacak fakat 600,00 TL yol parası gerekli, 400,00 TL sini bulduk 200,00 TL açığımız var sizde yardımcı olabilir misiniz” dediği, müştekinin de 100,00 TL para verebileceğini söylemesi üzerine sanıkların yaklaşık olarak 15 dk kadar sonra müştekinin bulunduğu ve eşine ait olan muayenehaneye gittikleri, sanık …’in siyah koyu gözlük ile görme engelli gibi durduğu, müştekinin burada sanıklara tek banknot halinde 100,00 TL para verdiği, sanıkların parayı aldıktan sonra muayenehaneden ayrıldıkları,daha sonra müştekinin muayenehanesine komşusu olan ….Camii imamının geldiği, müştekinin yaptığı yardımla ilgili bir müracaattan haberi olmadığını söylediği, bunun üzerine müştekinin dolandırıldığını anladığı, bu şekilde sanıkların dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda; müşteki ve sanıklar beyanları, fotoğraf teşhis tutanağı, sanık …’in gözlerinin gördüğüne dair adli muayene raporu ve tüm dosya kapsamına göre suçun sanıklar tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanıkların yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 09.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.