Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/980 E. 2014/7439 K. 17.04.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/980
KARAR NO : 2014/7439
KARAR TARİHİ : 17.04.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık, açılmaması gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla dolandırıcılık, resmi belgedesahtecilik, özel belgede sahtecilik, Vergi Usul Kanunu’na muhalefet
HÜKÜM : Ret, düşme, beraat, mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Hükmün süresi içinde Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi, sanık … müdafii Av. … tarafından istenilmekle; 11/04/2014 Cuma günü saat 10:00’a duruşma günü tayin olunarak sanık müdafiine çağrı kağıdı gönderilmişti.
Belli günde hakimler duruşma salonunda toplanarak Yargıtay Cumhuriyet Savcılarından Rahim Altıntop hazır olduğu halde oturum açıldı.
Sanık … müdafiine çıkarılan çağrı kağıdının 04/03/2014 tarihinde tebliğ edildiği, ancak takip eden 11/04/2014 günlü duruşmaya mazeret de belirtmeden katılmadığı anlaşılmakla; Yargıtay Cumhuriyet Savcısının uygun görülen talep ve mütalaası dairesinde DURUŞMASIZ inceleme yapılmasına oybirliğiyle karar verilerek, vaktin darlığına binaen dosyanın incelenmesi başka bir güne bırakılmıştı.
Sanık … hakkında hükmolunan ceza miktarına nazaran, sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek, CMUK’nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Haklarında hüküm kurulduğu halde gerekçeli kararın başlık kısmında isimleri yazılmayan sanıklar …,…ve … oğlu …, … ve …’un kimlik bilgilerinin gerekçeli karar başlığına mahallince ilavesi mümkün görülmüştür.
Gerekçeli karar başlığının 10. sırasında yer alan “…” ile 55. sırasında yer alan “…” in, 20. sırasında yer alan “…” ile 137. sırasında yer alan “…” ün, 26. sırasında yer alan “…” ile 58. sırasında yer alan “…’nin” aynı kişiler oldukları, 19. sırasında yer alan “… … ” in 37. sırada yer alan “…” olduğu anlaşılmakla, mükerrer yazımlarla ilgili düzeltmenin ve 19. sırada yer alan “… … ” ibaresinin çıkarılmasının mahallince yapılabileceği mümkün görülmüştür.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-e bendinde belirtilen kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak dolandırıcılık suçunun işlenmesi nitelikli hal kabul edilmiştir. Hangi kurum ve kuruluşların, kamusal nitelik taşıdığı o kurumun kadro bakımından bağlı olduğu durumu düzenleyen mevzuata göre belirlenir. Bu nitelikli halin oluşması için eylemin kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlığına zarar vermek amacıyla işlenmesi gerekir.
Zarar vermek, kamu kurum ve kuruluşlarından hakkı olmayan bir parayı almak ya da bir borcu geri vermemek şeklinde olabilir. Bu suçun zarar göreni kamu kurum ve kuruluşunun tüzel kişiliğidir. Kamu kurum ve kuruluşlarının zarar görmesi söz konusu değilse bu suç oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun kamu yararına çalışan hayır kurumlarının zararına işlenmesi madde kapsamında değildir.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-j bendinde, dolandırıcılık suçunun, banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilmiştir. Bu suçun oluşabilmesi için, kredi elde eden kişinin banka veya diğer kredi kurumu görevlilerini hile ile aldatmış olması gerekir. Krediyi alan kişinin aldatıcı herhangi bir eylemi olmaksızın, sırf banka elemanlarının kendi görevlerini
layıkıyla yerine getirmemeleri yüzünden bir kredi açılmışsa dolandırıcılıktan değil, şartları varsa bankacılık suçundan bahsedilebilir.
Bu suçun mağdurları banka ve diğer kredi kurumlarıdır. 5411 sayılı “Bankacılık Kanunu’nun 3. maddesinde banka, 48. maddesinde ise kredinin tanımı yapılmıştır. Tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlama suçun konusudur. Kredinin tahsis edilmesinin gerekli olup olmadığı, kredi verecek kuruluşun mevzuatında öngörülen düzenlemeler çerçevesinde belirlenir. Fiil, sahte kıymet takdiri raporları veya gerçeğe aykırı belgeler, bilançolar düzenleyerek hileli davranışıyla bunları aldatmaktadır.
Kredi kurumu banka olmamasına karşın faiz karşılığında olsun veya olmasın, kanunen borç vermeye yetkili kılınan kurumlar anlaşılır. Bu itibarla böyle bir yetkiye sahip olmayan bir kişi veya kuruluşa karşı bu fiilin işlenmesi hâlinde koşulları varsa basit dolandırıcılık suçu söz konusu olacaktır.
Sanıklardan …’in, muhasebecisi olan sanık …’yi yönlendirmesi sonucu, sanık …’in daha önceden tanıdığı, bu nedenle işsiz olduğunu bildiği ve kovuşturma aşamasında ölen …’e sahte kimlikle kendisi adına paravan bir şirket kurmayı, belli evraklara imza atması karşılığında ücret ödemeyi teklif ettiği, …’ın bu teklifi kabul etmesi üzerine, sanık …’in yardımıyla katılanlar … ı ve … nın kimlik bilgilerini içeren nüfus cüzdan talep belgelerini temin ederek, üzerlerine …’ün fotoğrafını yapıştırdıktan sonra … ve … adına sahte nüfus cüzdanları çıkardığı, aynı şekilde hakkındaki kovuşturma tefrik edilen … isimli şahıs adına da katılan …’ın kimlik bilgilerini içeren sahte nüfus cüzdanı çıkarıldığı, sanık …’in gerekli evrakları hazırlamasından sonra … ve… sahte kimliklerini kullanan … ve …’ın ortak olarak göründükleri …San. Tic Ltd. Şti’yi kurdukları, … kimliğini kullanan …’ün, şirketin yetkili müdürü olarak tayin edildiği, şirketin gerçekte bir ticari faaliyeti bulunmadığı ve gerçek bir alım satım olmadığı halde, şirket adına bastırılan müstahsil makbuzlarının buğday, arpa, mısır gibi tarım ürünleri alınmış gibi düzenlenerek, ürün destekleme primi almaları amacıyla çiftçi olan sanıklara komisyon karşılığında verildiği, sahte fatura satmak amacıyla kurulduğu anlaşılan ve gerçekte sanık … tarafından idare edilen bu şirkette çalışan olmadığı halde, sanıklar … ve …’nin, gerçekte çalışmayan kişiler adına …’ya sahte sigortalı bildiriminde bulunmak suretiyle kurumu zarara uğrattıkları, yine sanık … ile birlikte hareket eden ve… İmalatı isimli iş yeri sahibi olan sanık …’ın da, gerçek bir ticari faaliyette bulunmadığı halde sahte müstahsil makbuzları düzenleyerek komisyon karşılığında ürün destekleme primi alınması amacıyla çiftçi olan sanıklara verdiği, ayrıca … sahte kimliğini kullanan …’ün 22/09/2006 tarihinde, … sahte kimliğini kullanan temyiz dışı …’ın ise 29/09/2006 tarihinde Akbank … şubesinden 7.000’er TL kredi çektikleri, kredi başvurusu sırasında sahte kimlikler dışında, sahte oluşturulmuş ikametgah belgeleri, SSK aylık prim ve hizmet belgeleri ile …Plastik kaşeli maaş yazılarını da ibraz ettikleri, katılan … adına oluşturulan sahte kimliğin de kredi sözleşmesinin kefil olarak imzalanması sırasında kullanıldığı, katılan Akbank’tan sahte belgeler ile kredi çekilmesi olayının yine sanıklar … ve …’nin bilgisi ve yönlendirmesi dahilinde gerçekleştirildiği iddiasıyla yapılan yargılama sonucunda;
A-Sanık … müdafiinin sanık hakkında verilen beraat hükümleri, sanıklar … ve …’in nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet hükümleri ve sanıklar …, …, …, …, haklarında özel belgede sahtecilik suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yönelik temyiz taleplerinin incelenmesinde;
Beraat kararının gerekçesine yönelik olmayan temyizde sanığın hukuki yararı bulunmadığından, sanık … müdafiinin temyiz isteği ile sanıklar … ve…’in yokluğunda verilip 02/04/2013 tarihinde tebliğ olunan 31/12/2012 tarihli mahkumiyet hükmüne yönelik, sanıkların yasal süresi geçtikten sonra yaptığı, 12/04/2013 havale tarihli dilekçeleri ile vaki temyiz taleplerinin,
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesine göre verilen ve davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmayan “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” ilişkin karara karşı aynı kanunun 231/12. maddesine göre itiraz yolu açık olup temyiz olanağı bulunmadığı, sanıklar hakkında 31/12/2012 tarihinde verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararlara karşı katılan hazine vekili ile sanıklar ve müdafiilerinin yaptığı itiraz üzerine, Gaziantep 4. Ağır Ceza Mahkemesinin yaptığı inceleme sonucunda verdiği 23/09/2013 tarih ve 2013/691 değişik iş sayılı ret kararı ile verilen hükmün kesinleştiği anlaşıldığından, katılan hazine vekili ile sanıklar ve müdafiilerinin temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,
B-Sanıklar … ve … hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na göre sahte fatura düzenlemek suçundan verilen ret kararı ile sanık … hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen ret kararı; sanıklar …, …, …, …, … ve … dışında hükmün 5. bendinde yer alan sanıklarla, 29/05/2013 tarihli ek kararla sanık … ve 10/10/2013 tarihli ek kararla sanık … hakkında verilen beraat kararları ve sanık … hakkında verilen düşme kararının incelenmesinde;
Sanıklar … ve …’in,… San. Tic Ltd. Şti. Adına sahte olarak düzenledikleri faturaları gerçek bir alışveriş olmadan komisyon karşılığı vererek 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na göre sahte fatura düzenlemek suçundan açılan kamu davası ile aynı konuda daha önce açılan davanın Gaziantep 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2008/2066 E sayılı dosyası ile derdest olduğu gerekçesiyle verilen ret kararı ile sanık … hakkında, sahte kimlik belgelerinin kullanılarak katılan Akbank’tan kredi çekilmesi eylemi nedeniyle resmi belgede sahtecilik suçundan Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2011/121 E sayılı dosyası ile dava açılmış olduğu ve bu dosyanın Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2009/144 E ile birleşen 2010/501 esasında aynı konuda açılmış dava bulunduğundan verilen ret kararında, sanık …’ün 21/05/2012 tarihinde ölmesi nedeniyle hakkında açılan kamu davasının düşürülmesine karar verilmesinde ve sanıklar …, …, …, …, ve … dışında hükmün 5. bendinde yer alan sanıklar hakkında sahte müstahsil makbuzlarını kullanmak suretiyle ürün destekleme primi alarak katılan hazineyi zarara uğrattıkları iddiasıyla yapılan yargılama sonucunda, taşınmazlar üzerinde yapılan keşifler sonucunda ziraat mühendisi bilirkişilerce düzenlenen raporlara, çiftçi kayıt sistemindeki bilgilere ve müstahsil makbuzlarındaki miktarlara göre, sanıkların suç tarihlerinde belirtilen miktarlarda buğday, arpa ve mısır üretebilecek yeterli arazilerinin mevcut olduğu, müstahsil makbuzlarının sahteliğini bildiklerine dair inkara yönelik savunmalarının aksine her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gerekçesiyle verilen beraat kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; katılan hazine ve … vekillerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,
C-Sanık … hakkında 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na göre sahte fatura düzenlemek, nitelikli dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından kurulan beraat hükümleri ile sanıklar …, …, hakkında nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından verilen beraat; sanıklar …, …, … hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan mahkumiyet; sanıklar …, … ve … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükümleri ve sanıklar …, …, … ve … hakkında katılan hazine vekili tarafından temyiz edilen hükmün 5. bendinde yer alan beraat kararlarının yapılan temyiz incelemesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanıklar … ve …’nin, sahte ikametgah belgesi ve nüfus cüzdanları ile … San. Tic Ltd. Şti’yi kurup şirket adına sahte müstahsil makbuzu düzenleyerek kullanmaları, yine sanık …’ın, kendi adına kayıtlı ve gerçekte ticari faaliyet göstermeyen Uçar ticaret adına sahte müstahsil makbuzu düzenleyerek ürün destekleme pirimi alınması için komisyon karşılığında kullanması, gerçekte ticari bir faaliyeti olmayan …. San. Tic. Ltd. Şti’de çalışmayan kişiler adına …’ya sahte sigortalı bildiriminde bulunmak suretiyle sağlık yardımından yararlanılarak …’nın zarara uğratılması ve katılanlar … …ve …’nın kimlik bilgilerini içeren sahte nüfus cüzdanları, sahte oluşturulmuş ikametgah belgeleri, SSK aylık pirim ve hizmet belgeleri ile… Plastik kaşeli maaş yazıları kullanılarak katılan Akbank A.Ş.’den değişik tarihlerde iki kez 7.000’er TL’lik kredi çekilmesi şeklindeki eylemlerin, müstahsil makbuzlarının verilmesi suretiyle kamu kurumuna karşı teselsülen dolandırıcılık, …’ya yönelik teselsül eden dolandırıcılık ve kredi kurumuna yönelik dolandırıcılık suçları şeklinde üç ayrı dolandırıcılık suçunu oluşturacağı, bu dolandırıcılık ve eylemlerinde ayrı kurumlara yönelik olarak teselsül eden üç ayrı sahtecilik suçunun oluştuğu gözetilmeden, nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından teselsül eden tek eylem kabulüyle eksik ceza tayini,
2-Sanık … hakkında hüküm fıkrasının 3 no’lu bendinde hangi eyleminden dolayı dolandırıcılık ve sahtecilik suçlarından beraat kararı verildiği açıkça yazılmayarak, hükmün 6-Ac bendinde resmi belgede sahtecilik ve hükmün 6-Bc bendinde nitelikli dolandırıcılık suçlarından mahkumiyete ilişkin kararlar nedeniyle hükümde karışıklığa meydan verilmesi,
3-… İmalatı isimli iş yerinin sahibi olan sanık …’ın, 2004 yılından itibaren gerçek bir ticari faaliyette bulunmayarak, komisyon karşılığı sahte faturalar düzenlediğinin, Gaziantep Vergi Daiesi Başkanlığı Denetim Gurup Müdürlüğü’nün 24/07/2008 tarih ve VDENR-2008-1839/34 sayılı vergi suçu raporu ile sabit olması karşısında; atılı 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’na göre sahte fatura düzenlemek suçundan mahkûmiyeti yerine yazılı şekilde beraatına karar verilmesi,
4-Sanıklar …, ve …’ün ürün destekleme primi almak üzere ibraz ettikleri müstahsil makbuzlarında gösterilen ve ödenen ürün desteğine esas alınan miktarda arpa, buğday, mısır gibi tahıl ürünlerini üretmelerinin mümkün olup olmadığının tespiti amacıyla mahallinde yapılan keşifler sonucu ziraat mühendisi bilirkişiler tarafından düzenlenen raporlarda, taşınmazların özellikleri dikkate alınarak 1 dekardan elde edilebilecek ürün miktarının tahmini ve ortalama bir hesaba göre belirlenmesi, dekar başına elde edilecek azami miktarlarla yapılan hesaplamalar sonucunda ise, sanıkların müstahsil makbuzlarında gösterilen miktarlarda, hatta bu miktarların üzerinde üretim gerçekleştirmiş olmalarının imkan dahilinde olması, sanıkların çiftçi kayıt sisteminde kayıtlı olup, gerçekte hububat ürünü yetiştirmeleri, savunmalarında elde ettikleri ürünleri makbuz karşılığında sattıklarını, makbuzların sahte olduğunu bilmediklerini beyan etmeleri karşısında; gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; sanıkların taşınmazlarının bulunduğu ilçe tarım müdürlüğünden 2005, 2006 ve 2007 yıllarında dekar başına elde edilecek “azami verim” miktarlarının sorulması, bildirilen bu miktarlara göre, bilirkişi raporlarında ekim yapıldığı tespit edilen arazilerde dekar başına elde edilecek azami verim miktarlarının yeniden hesaplanması, yapılan hesaplamalarda müstahsil makbuzlarında gösterilen miktara ulaşılamaması halinde, sanıkların başka yerlerde taşınmazlarının bulunup bulunmadığı, bu taşınmazlara buğday, arpa ve mısır ekimi yapıp yapmadıkları, başkasına ait yerlerde tarımsal faaliyette bulunmuş iseler buna dair kira sözleşmelerinin bulunup bulunmadığı, haksız prim alındığı iddia edilen yıldan önceki yılda da ürün destekleme ödemesinden yararlanıp yararlanmadıkları, yararlanmış iseler ne kadar yer için ödeme yapıldığı, her iki yılda da beyan ettikleri yerlerin aynı olup olmadığı araştırılarak, gerekli görüldüğü taktirde ziraat ve fen bilirkişisi refakatinde yeniden mahallinde keşif icra edilerek sanıkların belirtilen dönemde ekim yapıp yapmadıklarının kendilerinin yer göstermesi sonucunda tespit edilecek arazilere ilişkin mahalli bilirkişilerin de dinlenerek, o dönemde gerçekte belirtilen miktarda bir ekim olup olmadığının kesin olarak belirlenmesi, keşif neticesinde düzenlenecek bilirkişi raporlarının diğer deliller ile birlikte değerlendirilmesinden sonra sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdirinin gerektiği gözetilmeden, eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
5-Sanık …’ın hüküm tarihinden önce, 22/07/2010 tarihinde, sanık …’un 04/01/2012 tarihinde, sanık …’un 06/07/2012 tarihinde, sanık …’in 31/07/2011 tarihinde vefat ettiğinin UYAP üzerinden MERNİS’ten temin edilen nüfus kaydından anlaşılması karşısında; haklarında açılan kamu davalarının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,
6-Sanık …’ın hüküm tarihinden sonra, 09/01/2014 tarihinde, …’in 14/01/2013 tarihinde vefat ettiğinin UYAP üzerinden MERNİS’ten temin edilen nüfus kaydından anlaşılması karşısında; hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması,
7-Sanık …’un, birleştirilen Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2009/177 E sayılı dosyasında meydana geldiği iddia edilen 825 TL zarar yönünden nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından hükmün 5. bendinde beraatına karar verildiği halde, aynı dosya nedeniyle hükmün 6-Ka ve 6-Kb bentlerinde mahkumiyetine karar verilmesi; sanık … hakkında birleşen 2009/136 E sayılı dosya, sanık … hakkında birleşen 2009/521 E sayılı dosya; sanık … hakkında ise birleşen 2011/274 E sayılı dosya dışında açılmış bir dava bulunmadığı anlaşılmakla, hükmün 5. bendinde sanıkların nitelikli dolandırıcılık ve özel belgede sahtecilik suçlarından beraatlarına karar verildiği halde, sanık …’in 6-Ia ve 6-Ib bentlerinde, …’in 6-Ja ve 6-Jb bentlerinde, …’ün ise 6-Öa ve 6-Öb bentlerinde mahkumiyetlerine karar verilmesi suretiyle hükümde karışıklığa neden olunması,
Kabule göre de;
8-Sanık … hakkında mahkumiyet hükmü kurulan dosyaların Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2009/425 E ve Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2010/341 E sayılı dosyaları olup, birleştirilen her iki dosyada da 24/12/2005 tarihli müstahsil makbuzlarının; sanık … ve … oğlu … hakkında mahkumiyet hükmü kurulan dosyaların Gaziantep 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2009/378 E ve aynı mahkemenin 2009/571 E sayılı dosyaları olup, her iki dosyada da 18/12/2005 tarihli müstahsil makbuzlarının; sanık … hakkında mahkumiyet hükmü kurulan dosyaların Gaziantep 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2009/440 E ve Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2009/538 E sayılı dosyaları olup, birleştirilen her iki dosyada da 05/11/2006 tarihli müstahsil makbuzlarının aynı suç işleme kararı ile ürün destekleme primi almak üzere ibraz edilmesinin her bir sanık açısından tek bir nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturacağı gözetilmeden, yazılı şekilde sanıkların aynı suçlardan ikişer kez mahkumiyetlerine hükmolunması,
9-Sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçlarından kurulan mahkumiyet hükümlerinde; 5237 sayılı TCK’nın 158. maddesinin 1. fıkrasının (e), (f) (i) ve (k )bentlerinde sayılan hallerde adli para cezasının tayininde tespit olunacak temel gün, suçtan elde olunan haksız menfaatin iki katından az olmayacak şekilde asgari ve bu miktara yükseltilerek belirlenecek gün sayısı üzerinden arttırma ve eksiltmeler yapıldıktan sonra ortaya çıkacak sonuç gün sayısı ile bir gün karşılığı aynı kanunun 52. maddesi uyarınca, 20-100 TL arasında takdir olunacak miktarın çarpılması neticesinde sonuç adli para cezasının belirlenmesi gerektiği gözetilmeksizin yazılı şekilde uygulama yapılması,
10-TCK’nın 53. maddesinin 3. fıkrası uyarınca 53/1-c bendindeki “velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksunluğun” sadece sanıkların kendi altsoyu yönünden koşullu salıverme tarihine kadar süreceği, altsoyu haricindekiler yönünden ise yoksunluğun hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar devam edeceği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, katılan hazine ve … vekilleri ile sanık …, …, … müdafiileri ve sanıklar …, …, …,… ve …oğlu … ve …’ün temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17/04/2014 tarihinde c fıkrasının 4 nolu bent yönünden oy çokluğuyla diğer yönlerden oy birliğiyle karar verildi.

KARŞI OY :

Tarım üretimini artırmak amacıyla Tarım Bakanlığı tarafından çiftçilere çeşitli destekleme primleri verilmektedir. Bunlardan bir kısmı ekilen arazi miktarına göre belirlenirken bir kısmı da üretilen ürün miktarı ile orantılıdır. Arazi miktarına bağlı olarak yapılan ödemeler 5488 sayılı Tarım Kanununun 19/a maddesinde düzenlenmiş olup DGD (doğrudan gelir desteği) olarak adlandırılmakta iken, ürün miktarına bağlı olarak yapılan ödemeler kaynağını aynı maddenin b fıkrasında yer alan “fark ödemesi” ile c fıkrasında düzenlenen “telafi edici ödemeler” den almaktadır.
Ürün miktarına bağlı olan ödemeler, desteği gerektiren ürün çeşidine göre farklı isimler alsa da; hepsinin ortak paydası olan ürün destek primi (ÜDP) olarak anılmasında bir yanlışlık yoktur. Doğrudan gelir desteği düzenlemesindeki amaç, çiftçiyi ekime özendirerek arazilerin atıl kalmasını önlemek olduğu halde, ürün destek primi ödenmesinin amacı DGD teşviki ile ekilmiş olan arazilerin bakımının ihmal edilmesini önlemek suretiyle ürün rekoltesini artırmaktır. Nitekim 5488 sayılı Kanunun 6. Maddesinde; tarımsal üretimde verimlilik, ürün çeşitliliği, kalite ve rekabet gücünün yükseltilmesi ile tarımsal faaliyetlerde bilgi ve uygun teknolojilerin kullanımının yaygınlaştırılması, tarım politikalarının öncelikleri arasında sayılmıştır.
Bu nedenle DGD ödemesi için ekili arazi alanının bilinmesi yeterli olmasına rağmen, ÜDP ödemesinde ekili alanın belirlenmesi yeterli olmayıp, buna ilaveten üretilen ürün miktarının da bilinmesi zorunludur.
Nitekim 2006 yılı Hububat Üreticilerine Destekleme Primi Ödenmesine Dair 16/10/2006 tarih ve 2006/11184 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının;
1. maddesinde, yurt içinde 2006 yılında üretilen buğday, arpa, çavdar, yulaf ve çeltik üreticilerine satış belgesinin ibrazı şartı ile kilogram başına destekleme primi ödeneceği;
3. maddesinde, başvuru sahibinin toplam prim ödemesinin kontrolünde ÇKS’deki (çiftçi kayıt sistemi) bilgilerin dikkate alınacağı, prim ödemelerine esas arazi büyüklüğünün, başvuru sahibinin ÇKS’de kayıtlı arazisinin büyüklüğünü aşamayacağı.
7. Maddesinde ise haksız yere yapılan ödemelerin geri alınma şekli ve sahte belge kullanan üreticilerin 5 yıl boyunca hiçbir destekleme programından yararlandırılamayacağı,
Karara bağlanmıştır.
Bu genel açıklamalardan sonra temyize konu somut olaya baktığımızda;
Sanıklar …, …, …, … … ve …, Tarım Bakanlığından 2005-2006 yılına ait hububat destekleme primi almışlardır.
Sanıklar tarafından ibraz edilen müstahsil makbuzu ve faturaların sahte olduklarının tespit edilmesi üzerine; ürün ekildiği iddia edilen tarlalarda zirai bilirkişiler eşliğinde mahkeme tarafından keşif yapılmıştır. Sanıkların ektiklerini iddia ve beyan ettikleri tarlaların özelliklerini göz önüne alan bilirkişiler, bu tarlalardan alınabilecek ürün miktarını belirledikten sonra sahte makbuzlarla beyan edilen ürün miktarı ile karşılaştırmışlardır. Sanıkların ürettiklerinden çok fazla beyanda bulunarak haksız yere ürün destek primi aldıkları keşif sonucu düzenledikleri bilirkişi raporu ile tespit edilmiştir.
Sanıkların kullandıkları makbuz veya faturaların sahte olduğu konusunda hiçbir tereddüt yoktur. Zira sahte fatura ticareti yaparak, yukarıda adı geçen sanıkların kullandıkları belgeleri temin eden diğer sanıklar hakkındaki mahkumiyet hükümleri, Dairemizce oybirliği ile onanmıştır.
Eğer sanıkların, ÜDP ödemesine konu ettikleri ürün miktarı gerçek olsaydı, sahte belge kullanmalarına gerek kalmazdı. Daha açık bir ifadeyle, gerçekten o miktarda ürün satmış olsalardı karşılığında sahte belge yerine gerçek belge alıp onları kullanırlardı. Sahte müstahsil makbuzu kullanmış olmaları beyan ettikleri kadar ürünü üretmediklerini kanıtlamaktadır.
Zaten yukarıda yer alan bakanlar kurulu kararının birinci maddesi prim ödemesi yapılmasını, üretilen ürün miktarını gösteren satış belgesinin ibrazı şartına bağlamıştır
Prim ödemesine esas üretim miktarının, sadece ve sadece satış makbuzu ile kanıtlanabileceği hususu, ÜDP’nin dayanağını oluşturan bakanlar kurulu kararında çok açık zikredilmesine rağmen; sahte belgelerde yazılı miktarda ürünün, sanıklara ait ÇKS’de kayıtlı tarlalarda yetiştirilmesinin mümkün olmadığı, üretim alanlarında yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporlarıyla da tespit edilmiştir.
O halde, sanıkların sahte belge ile prim aldıkları konusu sabit olduğuna göre, dolandırıcılık ve sahtecilik suçları da sübuta ermiş demektir.
Açıklanan nedenlerle, sanıklar hakkındaki mahkumiyet hükümlerin onanması gerekmesine karşın, oy çokluğu ile bozulmasına karar verilmiştir.
Sayın çoğunluğun bozma gerekçesinin ana hatlarıyla iki nedene dayandığı görülmektedir.
Bunlardan birincisi: O bölgede birim alanda üretilebilen veya üretilen en yüksek hububat üretim miktarının belirlenmesinden sonra sanıkların hukuki durumunun bu miktara göre yeniden değerlendirilmesidir. Yani sayın çoğunluk, birim alandan elde edilebilecek en yüksek verim miktarı ile ekili alanın çarpılması sonucu bulunacak miktarın, sanıkların ürettikleri ürün miktarı olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünmektedir. Böyle bir uygulama aynı büyüklükte araziyi eken herkesin aynı miktarda prim alması sonucunu doğuracaktır.
Bu düşüncenin neden yanlış olduğunun cevabı yukarıdaki açıklamalar içinde mevcuttur. Tekrar etmek gerekirse, ÜDP ödemesinde güdülen temel amaç, çiftçilerin ekili alanlarla ilgisini hasılat zamanına kadar sağlamak suretiyle üretimi artırmaktır. Bu nedenledir ki, ekili alanın genişliği ile yetinmek yerine kg başına prim ödemesi yapılmaktadır. Bu durumda; aynı büyüklükte yer eken farklı kimseler, emek ve ilgileri ile orantılı olarak farklı miktarda hasılat sahibi olacaklarından; alacakları ÜDP miktarı da farklı olacaktır. Eğer bölgedeki en yüksek verim durumuna göre ödeme yapılması istenmiş olsaydı, bakanlar kurulu o şekilde bir düzenleme yapardı. Daha doğrusu o zaman ÜDP ödemesinin DGD ödemesinden bir farkı kalmayacağından böyle bir düzenlemeye de ihtiyaç duyulmaz, sadece DGD miktarının artırılmasıyla yetinilirdi.
Kısaca, üreticinin ürettiği miktarın satış belgesiyle kanıtlanmak zorunda olduğu, hiçbir tereddüde yer vermeyecek biçimde bakanlar kurulu kararında yer almasına karşın, sayın çoğunluk tarafından mevzuata aykırı olarak yeni ölçütler ortaya konmak istenmiştir.
Sayın çoğunluk tarafından bozma nedeni yapılan 2. gerekçe ise, sanıkların başka kişilere ait arazileri de ekip ekmediğinin araştırılmasından sonra, durumlarının yeniden değerlendirilmesi gerektiğine ilişkindir. Bu gerekçenin de hukuki değerden yoksun olduğunu, yukarıda yer alan bakanlar kurulu kararı açıkça göstermektedir. Sözü edilen kararın 3. maddesi, prim ödemesinin ÇKS’de yer alan tarlalarla sınırlı olduğunu ve prim ödemesine esas arazi büyüklüğünün, başvuru sahibi adına ÇKS’de kayıtlı arazi büyüklüğünü aşamayacağını kurala bağlamıştır. Hal böyle iken sanıklar adına ÇKS’de kayıtlı olmayan arazilerin ekili olup olmadığının araştırılmasının istenmesi, ÜDP ödemesinin dayanağı olan 16/10/2006 tarih ve 2006/11184 sayılı bakanlar kurulu kararına açıkça aykırıdır.
Yukarıda izah edilen nedenlerle, sanıklar hakkındaki ceza hükümleri içeren yerel mahkeme kararının onanması yerine yazılı gerekçelerle bozulmasına dair çoğunluk kararına muhalifim.