YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/20695
KARAR NO : 2014/13196
KARAR TARİHİ : 03.07.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıclık
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Somut olayda; … isimli şahsın Hanım …. ile evli olduğu, müşterek evliliklerinden çocuklarının bulunmadığı, …’ın 26/03/1984, eşi Hanım Kıyak’ın ise 04/05/1990 tarihinde vefat ettiği, sanığın ölü olan … aleyhine 23/12/2008 tarihinde Kayseri 5. İcra Müdürlüğüne ilamsız takip ile icra takibine başladığı, borcun sebebini 15/12/2007 tarihli 35,000 TL değerinde satış bedeli göstererek borçlusu …, 35.000 TL alacak miktarı faizi ile birlikte 38.246,25 TL tutarındaki miktar ile ölü olan kişi aleyhine icra takibi başlattığı, takip başlattığı Kayseri 5. İcra Müdürlüğünün 2008/11938 esas sayılı icra takip dosyasına 25/12/2008 tarihinde gelip beyanda bulunarak … ın …Mh….. Sokak …. sayılı yerde ikamet ettiğini belirttiği, bunun üzerine icra müdürlüğünce ödeme emrinin bu adrese tebliğe çıkarıldığı adresin kapalı olması nedeniyle Tebligat Kanununun 21. maddesine göre tebligat yapıldığı, itiraz olmadığından talebin kesinleştiği, bunun üzerine sanığın 08/01/2009 tarihinde … isimli şahsın Kayseri 2. Sulh Mahkemesinin 2008/3 esas sayılı satış dosyasındaki payına isabet eden miktar üzerine borç miktarı kadar haciz konulmasını talep ettiği, icra müdürlüğünce satış dosyasına müzekkere yazılarak borçlu …’ın payına isabet eden miktar üzerine borç miktarı kadar haciz konulmasının istendiği, Kayseri 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/3 sayılı satış dosyasında … isimli şahsın 37 kişi ile birlikte ….Mh. 5208 ada, 4 parseldeki hissesinden dolayı ortaklığın giderilmesi davası nedeniyle hissesinin satıldığı ve payına düşen paranın 37.432,43 TL olduğu, Vakıfbank … Şubesine paranın yatırıldığının saptandığı, sanığın …’a ait bankadaki bu parası üzerine haciz koydurup almak istediği, ancak Kayseri 5. İcra Müdürlüğünün sanığın 1984 tarihinde ölen … isimli şahıs aleyhine icra takibi yaptığının şikayetçi …’in beyanıyla anlaşıldığından 09/01/2009 tarihinde takibin durmasına karar verdiği, yine sanığın ölen … aleyhine icra takibinde bulunabilmek ve aynı suçu işleme iradesi altında eylemini teselsül ettirecek biçimde Mersin 4. İcra Müdürlüğüne 21/01/2009 tarihinde başvurarak ilamsız takip ile herhangi bir yazılı belge ibraz etmeden alacaklı kendisi, borçlu … ve 39.000 TL asıl alacak miktarı üzerinden takibe giriştiği, borcun sebebini ise …. İlçesi ……. Mh….. ada, 4 parsel sayılı taşınmazın satışından doğan satış bedelinin iadesi olarak gösterdiği, sanığın Mersin 4. İcra Müdürlüğünün 2009/424 esas sayılı icra takip dosyasına başvurarak borçlu olarak gösterdiği … ın Vakıfbank …. Şubesindeki borçlu hesabında Kayseri 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2008/3 sayılı satış dosyasında borçlu adına yatırılan satış bedeli üzerine borç miktarı kadar haciz konulmasını talep ettiği, Mersin 4. İcra Müdürlüğünce bu
yazının yazıldığı ancak Vakıfbank …. Şubesince cevaben … isimli şahsın takip tarihinden önce öldüğünün, Kayseri 5. İcra Müdürlüğünün aynı alacak nedeniyle takibin durdurulmasına karar verildiğinin belirtildiği ve bu kararı Mersin 4. İcra Müdürlüğüne bildirdiği, sanığın bu eyleminin de teşebbüs aşamasında kaldığı, sanığın her iki icra müdürlüğüne aynı suç işleme iradesi altında eylemini teselsül ettirecek biçimde kamu kurumunu aracı kılmak suretiyle icra takibinde bulunduğu ancak herhangi bir menfaat temin edemediği olayda, nitelikli dolandırıcılık suçuna teşebbüs oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.06.2007 tarih ve 2007/10-108-152 sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamakta ise de, bunun gerekçelerinin gösterilmesi, dayanılan gerekçelerin de yasal olması ve dosya içeriğiyle örtüşmesi gerektiği halde mahkemece adli para cezasının gerekçe gösterilmeksizin alt sınırın üzerinde tayin edilmesi suretiyle 5237 sayılı TCK’nın 61. maddesine aykırı davranılması,
Bozmayı gerektirmiş,sanık müdafiiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “4000 gün”, “2000 gün”, “2500 gün” ve “50000 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerlerine, sırasıyla “5 gün”, “2 gün” , “2 gün”, “1 gün”ve “20 TL” ibaresi eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 03.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.