Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/16791 E. 2014/9435 K. 13.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/16791
KARAR NO : 2014/9435
KARAR TARİHİ : 13.05.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.

Somut olayda; sanığın, katılana ait eve gelerek su istediği, suyun bir kısmını içtikten sonra ”senin bir sıkıntın var” diyerek kendisini Diyarbakır’dan bir şeyhin kızı olarak tanıttığı, bu sefer katılandan bir ip isteyip, katılanın getirdiği ipi dokuza bölerek katılanın avucuna koyduğu, ipin birleşmesi halinde katılanda büyü olduğunu beyan ettiği, katılanın avucunu kapatarak dua etmeye başladığı, katılanın avucunu açtığında ipin bir bütün haline geldiğini gördüğü, sanığın katılana üzerinde büyü olduğunu söylediği, bu sefer katılandan bir domates istediği katılanın getirdiği domatesi bir beze sararak eğer içinde muska varsa sende kesin büyü var dediği, beze sardığı domatesi ezdiği, ezik domates ile birlikte bir muskanın da bezin içinden çıktığı bu şekilde sanığın katılandaki kendisinde büyü olduğu yönündeki kanıyı iyice kuvvetlendirerek katılanın denetim olanağını azalttığı, daha sonra sanığın katılandan altınlarda büyü olduğunu söyleyerek altınlarını istediği, katılanın altınları getirerek sanığa teslim ettiği, sanığın altınları bir bohça içine sarıyormuş gibi yaparak üzerine aldığı, bohçayı katılana ait evdeki odalardan birine kilitlemesini istediği, anahtarı yanına alıp bir saat sonra geleceğini ve kendisi dönene kadar kapıyı kimseye açmaması gerektiğini söyleyerek ortadan kaybolduğu, bu şekilde sanığın hileli söz ve davranışlarla dini duygularını istismar ettiği katılandan haksız menfaat sağladığı anlaşılmakla, atılı suçun sübut bulduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Dosya içerisindeki adli sicil kaydına göre tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, 13/05/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.