YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/1492
KARAR NO : 2014/16291
KARAR TARİHİ : 14.10.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın yokluğunda verilen hükmün 29.03.2010 tarihinde Tebligat Kanunun 35. maddesi uyarınca tebliğ edildiği , sanığın tebliğden itibaren CMUK’nın 310/1. maddesinde öngörülen bir haftalık süre geçtikten sonra 23.08.2010 havale tarihli dilekçeyle hükmü temyiz ettiği, ancak Adana Açık Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü’nün 13/09/2010 tarihli yazısından 15/08/2008- 28/05/2010 tarihleri arasında Mersin E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunduğu anlaşıldığından, temyiz isteminin süresinde olduğu kabul edilerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği,fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın yolda yürüyen katılanın yanına gidip yardım dağıtılacağını söyleyerek Atatürk Lisesine doğru gittikleri, yolda beyaz bir mendil bulup içindeki parayı paylaşmayı teklif ettiği, mendil içinde üstünde dolar olan bir deste olduğu, bu sırada kimlik bilgileri belirlenemeyen bir şahsın yanlarına gelip evinde hırsızlık yapıldığını, mendil içerisinde paralarının kaybolduğunu, çıkarın cüzdanlarınıza bakacağım diyerek katılandan yüzük, bilezik ve 70 TL parasına bakmak için aldığı, daha sonra sanığın yüzük, bilezik ve paran bu kağıtta sarılı diyerek gerçekte içinde bir amerikan doları ve gazete kağıtlarının olduğu bir kağıdı verip kimliği belirlenmeyen şahısla olay yerinden ayrıldıkları şeklinde gerçekleşen olayda, eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 14/10/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.