Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/16828 E. 2014/9497 K. 13.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/16828
KARAR NO : 2014/9497
KARAR TARİHİ : 13.05.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Somut olayda; mağdurun işyerine … isimli bir şahsın telefon ederek kendisinin İstanbul Defterdarlığından aradığını, sosyal sorumluluk adına kitap bastırdıklarını, tanesi 250 TL’den olmak üzere üç adet kitabı kendilerine ayırdığını söylediği, müştekinin işyeri çalışanı olduğunu, patronlarına sormak istediğini söyleyerek telefon numarasını aldığı, sonrasında

İstanbul Defterdarlığı’nı arayıp bu yönde bir çalışma olup olmadığını sorduğu, İstanbul Defterdarlığı’ndan böyle bir çalışmalarının olmadığını, bu şekilde dolandırıcılık eylemlerinin olduğunu söylemeleri üzerine polisi arayarak olayı anlattığı, bu şahısların yakalanması amacı ile… isimli şahsın telefonunu arayıp kitapları alacağını, göndermesini istediği, bir süre sonra sanığın mağdurun işyerine gelerek davetiye getirdiği, ancak “bunlar işinize yaramaz” diyerek vermek istemediği, mağdurun… isimli şahsı tekrar arayıp, kitap göndereceğini oysa davetiye geldiğini bildirdiği, Ercüment isimli şahsın da gelen şahsın parayı almasını, kitapları daha sonra kargo ile göndereceklerini söylemesi üzerine seri numaraları tespit edilmiş altı adet 100 TL’yi mağdurun sanık …’a verip davetiyeleri aldığı, ayrıca 600 TL bedelli fatura da aldığı, sanığın daha önce işyerinde gizlenmiş olan sivil görevlilerce yakalandığı, sanığın mağdura herhangi bir kurum ya da kuruluştan bahsetmediği, sadece davetiyeleri verip parayı aldığı, sanık henüz işyerinden ayrılmadan güvenlik kuvvetlerince yakalandığı, sanığın bu suretle basit dolandırıcılığa teşebbüs suçunu işlediği, yönündeki mahkeme kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş, 5237 sayılı TCK’nın 53.maddesi uyarınca sanığın belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasının, kasten işlenen suçtan dolayı, hapis cezası ile cezalandırılmanın kanuni sonucu olması nedeniyle, bu hususun infaz aşamasında gözetilmesi mümkün olması karşısında bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 13.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.