YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/22469
KARAR NO : 2014/19147
KARAR TARİHİ : 24.10.2014
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu iptali ve terkin
Hazine ile … aralarındaki tapu iptali ve terkin davasının kabulüne dair Akçaabat 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nden verilen 13.02.2013 gün ve 169/57 sayılı hükmün Yargıtay’ca incelenmesi davacı Hazine vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
KARAR
Davacı Hazine vekili, 1144 parsel sayılı taşınmazın bir kısmının 3621 sayılı Kıyı Kanunu hükümleri uyarınca kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığını, bu gibi yerlerin özel mülkiyete konu edilemeyeceğini açıklayarak bu kısmın davalı adına olan tapu kaydının iptaline karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne 116 ada 7 parsel (eski 1144) nolu parselin teknik bilirkişinin 18/12/2012 tarihli krokide jeoloji bilirkişileri tarafından tespit edildiği gösterilen 14,65 m2’lik kısmının kıyı alanında kalması nedeniyle tapusunun iptaline karar verilmiştir.
Hüküm, süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamından; dava evrakı ile yargılama tutanakları içeriğine, deliller takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davacı vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine;
Ancak, dava dilekçesinde taşınmazın tapu kaydının iptaline karar verilmesi istenilmiş ve Mahkemece 116 ada 7 parselin (eski 1144 parselin) tapu kaydının iptaline karar verilmiş ise de; tapu kaydı iptal edildikten sonra taşınmazın kıyı olarak terkinine karar verilmemiştir. Bu hususta karar verilmemiş olması maddi hataya dayanmakta olup tapu sicilinin düzgün tutulmasına dair kararların kamu düzenine ilişkin bulunması nedeniyle kendiliğinden gözönünde tutulması gereken hususlardandır. Bu durum yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hüküm fıkrasına tapusunun iptaline cümlesinden sonra gelmek üzere “…kamunun istifadesine açık kıyı olarak terkinine …” ibaresinin eklenmesine ve böylece kararın düzeltilmiş bu haliyle ONANMASINA, taraflarca HUMK’nun 388/4. (HMK m.297/ç) ve HUMK’nun 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine 24.10.2014 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
KARŞI OY YAZISI
Dava 3621 sayılı “Kıyı Kanunu” uyarınca “kıyı” kapsamında kalan taşınmaz bölümüne ilişkin tapu iptal/terkin davası niteliğindedir.
Yerel Mahkemece yapılan araştırma ve inceleme sonucu 03.12.2008 tarihli kararla (Mahkemenin 1. kararı); davaya konu… Köyü 1144 parsel sayılı taşınmazın 14,65 m2 lik bölümünün kıyı kapsamında kaldığı belirlenerek, bu bölümün tapu kaydının iptaline karar verilmiş; bu hüküm hem davacı …, hem de davalı gerçek kişi tarafından temyiz edilmiştir. O tarihte bu nitelikteki davalarla ilgili mahkeme kararlarının temyiz incelemesini yapmakla görevli olan Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, temyiz edilen hükmü 17.09.2009 tarihli bozma ilamıyla (Yargıtay’ın 1. bozma ilamı) “… davanın 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12.maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı ve bu nedenle hak düşürücü süre yönünden reddi gerektiği…” gerekçesiyle bozmuş; yerel mahkemece bu bozma ilamına uyularak 15.09.2010 tarihli kararla davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. (Mahkemenin 2. kararı). Bu 2. kararın da davacı … Hazînesi tarafından temyizi üzerine Y. 1. HD. tarafından 21.02 2011 tarihli bozma ilamıyla (Yargıtay’ın 2. bozma ilamı) “ …diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak davalı yararına hükmedilen avukatlık ücretinin 6099 Sayılı kanun çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerektiği… “ gerekçesiyle sadece avukatlık ücreti takdiri yönünden bozulmuştur. Yerel mahkemece bu bozma ilamına da uyma kararı verilmesi sonucu bu kez 30.06.2011 tarihli kararla yeniden davanın hak düşürücü süre yönünden reddine ve davalı yararına avukatlık ücretine hükmedilmiştir. (Mahkemenin 3. kararı). Mahkemenin bu üçüncü kararı da davacı … Hâzinesi vekili tarafından bütünüyle temyiz edilmiştir. Bu temyizi de inceleyen Y.l.HD. . tarafından 13.02 2012 tarihli bozma İlamıyla(Yargıtay’ın 3. bozma ilamı) ” … 5841 sayılı kanun ile değiştirilen 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12.maddesindeki 10 yılık hak düşürücü süre yönünden devlete (Maliye Hâzinesi) tanınmış ayrıcalığın-hak düşürücü süreye tabi olmama-kaldırılmasına İlşkin hükmün Anayasa Mahkemesi’nin 12.05.2011 tarih ve 2009/31 E. 2011/77 K.sayılı kararıyla iptal edildiği; bu sebeple devletin açtığı davalar yönünden kamu düzeni ilkesi gereğince hak düşürücü sürenin söz konusu olamayacağı ve 6099 sayılı Kanunun 16 ve 17.maddeleriyle 3402 sayılı Kanuna eklenen 36/A ve Geçici 11 .maddelerindeki devletin kadastro işlemi yoluyla oluşmuş tespit ve kayıtların İptali için açtığı davalar nedeniyle davalı aleyhine vekalet ücreti ve yargılama gideri yüklenemeyeceği şeklindeki kanun hükümlerinin de gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği…” gerekçesiyle bozulmuştur. Yargıtay’ın bu üçüncü bozma ilamına da yerel Mahkemece uyma kararı verilerek bu kez. 13.02.2013 tarihli kararla “ dava konusu taşınmazın 14,65 m2 lik bölümünün tapu kaydının iptaline, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı … Hâzinesi üzerinde bırakılmasına karar verilmiş (Mahkemenin 4. kararı);bu son karar sadece davacı … Hâzinesi tarafından yine temyiz edilmiştir.
Şimdi Dairemizce temyiz incelemesi yapılan karar, işte yerel Mahkemenin belirtilen 13.02.2013 tarihli son ve 4.kararıdır.
17.04.2013 tarihinde kabul edilip 30.04.2013 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 6460 sayılı Kanunla 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK)’ nun 429/3.fıkrasından sonra gelmek ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun 373.maddesine 6.fıkrası olarak eklenmek üzere yerel mahkeme kararların temyizinde değişikliğe gidilmiştir. Bu değişikliğe göre; “davanın esastan reddi veya kabulünü içeren bozmaya uyularak tesis olunan kararın, önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulması üzerine alt mahkemece verilen kararın temyiz incelemesi her halde Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nca yapılır” hükmü getirilmiştir.
Medeni usul kanunlarıyla ilgili hükümler niteliği gereği “derhal yürürlük ilkesi’ne tabidir. Bu bakımdan temyiz incelemesi sırasında yürürlükte olan yukarıda anılan temyizle ilgili 6460 sayılı kanunla getirilen usul kanunu değişikliğinin göz önüne alınması gerekir.
Yerel Mahkeme hükmü yukarıda sözü edilen Y.1 HD.nin 13.02 2012 tarihli bozma ilamıyla (Yargıtay’ın 3. bozma ilamı) bir önceki yine aynı Dairenin tarafından 21.02 2011 tarihli bozma ilamıyla ( Yargıtay’ın 2. bozma ilamı) “ önceki bozmayı ortadan kaldıracak şekilde yeniden bozulduğundan; yerel Mahkemece verilen son 13.02.2013 tarihli kararının temyiz incelemesini yapma görevi Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na aittir. Açıkladığım nedenlerle Dairemizin bu aşamada temyiz İncelemesi yapma görevi kanun gereği bulunmamaktadır. O halde temyiz incelemesinin yapılması İçin “gönderme kararı” verilerek, dosyanın yüksek Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna gönderilmesine kararı verilmesi gerektiğini düşünüyor; çoğunluğun temyiz incelemesi yapmasına usul yönünden katılmıyorum. 24.10.2014