Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/20109 E. 2014/4804 K. 17.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/20109
KARAR NO : 2014/4804
KARAR TARİHİ : 17.03.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Ticarî faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin, güvenilirliğini sağlamak amacıyla, bu suçun, tacir (kişisel olarak ticaretle uğraşan kimseler) veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticarî faaliyetleri sırasında işlenmesi, TCK’nın 158/1-h bendinde nitelikli hâl kabul edilmiştir. Bu kavramlar Türk Ticaret Kanunun ilgili hükümlerine göre belirlenecektir. Türk Ticaret Kanunu’nun 14. maddesinde; Tacir, kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından doğan bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir kişinin veya resmî bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır.”
denilmektedir. Ticaret şirketleri, aynı Kanunu’nun 124. maddesinde, Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir. Bu Kanunda, kollektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi sayılır” şeklinde tanımlanmıştır. Kooperatif yöneticilerinin, kooperatifin faaliyeti kapsamında, dolandırıcılık suçunu işlemeleri de nitelikli hâl, kabul edilmiştir. Üye sayısı dolmasına rağmen, üyeliğe kabulün devamından bahsederek üye kayıt edilmiş gibi kişinin parasının alınması bu suç tipine örnek gösterilebilir. Kooperatif yöneticilerinin kimler olduğu 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 55 ve devamı maddelerinde tanımlanmıştır. Buna göre; Yönetim Kurulu, kanun ve ana sözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organıdır. Yönetim Kurulu en az üç üyeden kurulur. Bunların ve yedeklerinin kooperatif ortağı olmaları şarttır. Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen tüzel kişiler, temsilcilerinin isimlerini kooperatife bildirir. Bu suçun oluşabilmesi için, Tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin dolandırıcılık suçunu ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olmaları gerekir. Keza, kooperatif yöneticilerinin bu nitelikli halden cezalandırılabilmeleri için suçun kooperatifin faaliyeti kapsamında, işlenmesi gereklidir. Bu suçun faili tacir veya şirket yöneticisi ya da şirket adına hareket eden kişi ya da kooperatif yöneticisi olabilir.
Sanığın, Birburç İthalat İhracat Uluslararası Taşımacılık Ticaret Limited Şirketi’nin yetkilisi olduğu, çevre ilçelerdeki çok sayıdaki üzüm bağı sahibinden vadeli olarak yaş üzüm satın aldığı, katılana ait üzümleri de toplam 23.560 TL bedelle satın alarak götürdüğü, katılana 2.000 TL parayı peşin olarak verdiği, geri kalanın ise daha sonra verileceği hususunda anlaştıkları, katılanın, işletme merkezine gelip sanık ile görüştüğü, sanığın oğlu İbrahim’in, babası olan sanığın talimat doğrultusunda,… Bankası … Şubesi başlıklı, 17.10.2008 ödeme tarihli, 21.560 TL bedelli bir adet havale yazısını imzalayarak katılana verdiği ve yazı üzerindeki tarih geldiğinde de alacağını ilgili banka şubesinden tahsil edebileceğini belirttiği, ancak katılanın havale yazısı üzerindeki vade tarihinde ilgili bankaya müracaatında, hesapta para bulunmaması nedeniyle ödeme yapılmadığı, bunun üzerine katılanın tekrar şirket merkezine gelerek alacağının ödenmesini istediği, ancak sanığın bu kez de ekonomik durumlarının kötü olduğundan bahisle vadeyi uzatmak istediğini belirttiği ve katılanın kabulü üzerine de bu kez, 16.01.2009 vadeli 10.560 TL bedelli ve 06.03.2009 tarihli 11.000 TL bedelli iki ayrı havale yazısını hazırlayıp katılana verdiği, vadeleri geldiğinde bankaya ibrazında hesapta para bulunmadığı için yine ödeme yapılmadığı, sanığın, maddi durumunun bozulması nedeniyle ödeme yapamadığını, borcunu inkâr etmediğini belirttiği, böylece sanığın malı almasına karşılık katılana herhangi bir ödeme yapmayarak nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, eylemin, sanıkla katılan arasında alacak ve borç ilişkisinden kaynaklanan hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu, ortada hile teşkil eden bir eylemin bulunmadığı, bu nedenle nitelikli dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı anlaşılmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılanın temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 17.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.