YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/18731
KARAR NO : 2014/11387
KARAR TARİHİ : 09.06.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli doalndırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi,kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sigorta edenin dolandırılması,nitelikli hâl kabul edilmiştir. Suçun oluşması için,sigorta bedelini almak üzere,zararın gerçekleştiğini ileri sürerek bu bedeli sahte işlem ve belgelerle almaları yada almaya kalkışmaları gerekir. Olayla ilgili belgeler sigorta kurumuna sunulmadıkça suçun icra hareketleri başlamaz. Failin sigortalı malını,sigorta bedelini almak için tahrip etmesi,yakması,bozması,yok etmesi kandırmaya yönelik ağır yalandır ve hiledir. Bu şekilde sigorta bedelinin alınması halinde dolandırıcılık suçu oluşur. Failin sigorta edilen veya sigorta bedelini alacak kişi olması gerekmez. Sigortanın türü de önemli değildir. Mal veya yaşam sigortası mali sorumluluk sigortası vb. Olabilir. Yanıltıcı uygulamaların sadece araç sigortalarında değil,bedeni hasarlar da dâhil olmak üzere her tür sigorta alanında yapıldığı, sigorta şirketinin sözleşme şartları çerçevesinde ödememesi gereken bir hasarı ödetmek amacıyla sigorta şirketine bilerek yanlış bilgi verilmesi veya önemli bir hususun gizlenmesi ya da sigorta süresi içerisinde kasıtlı olarak bir hasara sebep olunması veya hasarın miktarının olduğundan fazla gösterilmesi suretiyle yarar sağlanması şeklinde ortaya çıktığı gözlemlenmektedir,
Kolluk ekipleri tarafından 17.09.2007 tarihinde çalıntı ve change otolar ile faillerinin yakalanabilmesi amacı ile İkitelli Organize Sanayi Sitesi’nde yapılan araştırmalarda; yetkilisinin tanık … olduğu … Otomotiv isimli işyeri içerisinde ağır hasarlı bir oto tespit edilmiş, otonun üzerinde kayıtlı şasi numarasından yapılan tespitte, … plakalı olduğu ve sanık adına kayıtlı olduğu, ayrıca çalıntı kaydının bulunmadığının anlaşıldığı, sonrasında aynı oto ile ilgili olarak 24.10.2007 tarihinde polis merkezine, sanığın arkadaşları olan temyiz dışı sanıklar … ve … tarafından, …’un aracı fiilen kullanan kişi olduğu, gece kız arkadaşı Kübra’nın evinde kaldığı, sabah kalktığında aracın çalınmış olduğu şeklinde ihbarda bulundukları, sonrasında sanığın katılan şirketten aracın çalınması nedeniyle kasko bedelini almak için başvurduğu, 17.09.2007 tarihinde ağır hasarlı olduğu tespit edilen otonun, 24.10.2007 tarihine kadarki zaman sürecinde tamir edilmesinin mümkün olamayacağı dolayısıyla sanığın bu şekilde üzerine atılı suçu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanık ve müşteki beyanları ile tüm dosya kapsamına göre, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiği anlaşılmakla hakkında verilen mahkumiyet kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Aracın sahibinin temyiz dışı sanık … olmayıp, sanık … olduğu halde, hüküm fıkrasında aracın temyiz dışı sanık …’a ait olduğunun yazılması ve sanık …’ın TCK’nın 37. maddesi anlamında fiili doğrudan gerçekleştiren kişi olduğu halde, suçun işlenmesine yardım eden kişi olarak nitelendirilerek, TCK’nın 39. maddesi gereğince, cezasından indirim yapılması ve sanık hakkında hükmolunan hapis cezasından TCK.’nın 39. maddesi uyarınca ½ oranında indirim yapılmasına rağmen, hapis cezasının “4 ay 15 gün” yerine “4 ay 5 gün” olarak gösterilmesi, aleyhe temyiz olmadığından ve devamı uygulama doğru olduğundan bozma sebebi yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin hapis cezasına mahkumiyetin kanuni sonucu olarak uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde adli para cezasının mahkumiyetten sonra uygulanması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan ,hüküm fıkrasından ” 5237 sayılı Kanun’un 53. maddelerinin uygulanmasına” ilişkin bölümün çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 09.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.