Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/10949 E. 2014/11426 K. 09.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/10949
KARAR NO : 2014/11426
KARAR TARİHİ : 09.06.2014

Dolandırıcılık suçundan sanık … hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun 157/1, 62/1,52 maddeleri gereğince 1 yıl 3 ay hapis cezası ve 2000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına dair Niğde 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 25.06.2009 tarihli ve 2009/249 esas, 2009/331 sayılı karar lehine vaki temyiz istemi üzerine onama talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22.01.2012 tarih ve 2009/274572 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmiş, Dairemizin 16.12.2013 tarih ve 2012/1543 Esas, 2013/20102 Karar sayılı kararıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir.
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine anılan kanunun 99. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan itiraz üzerine dosya incelenerek gereği düşünüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden KABULÜNE,
Dairemizin 16.12.2013 tarih ve 2012/1543 esas 2013/20102 sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanığın, olay tarihinde Niğde ilinde bulunduğu sırada şikayetçinin işletmekte olduğu … gıda isimli dükkanı telefonla arayarak, kendisini muhasebeci olarak tanıtıp, dükkanın yakınında bulunan … iş merkezinde çalıştığını belirterek, muhtelif malzemeleri sipariş verdiği ve 100 TL para ile ödeme yapacağını söyleyerek, para üstü olan 75 TL’nin de gönderilmesini istediği, şikayetçinin, istenen siparişleri ve 75 TL parayı yanında bulunan oğlu …’ya teslim ederek, adresi verilen iş merkezine gönderdiği, sanığın, bu sırada iş merkezinin önüne
gelerek, verdiği siparişi getiren …’nın karşısına çıkıp “siparişi ben verdim, sen bana para üzerini ver, siparişi de yukarı götür” şeklinde yalan söyledikten sonra …’dan 75 TL parayı almak suretiyle haksız menfaat temin ettiğinin iddia edildiği olayda; oluşa, sanığın ikrar içeren savunmalarına, katılanın aşamalardaki beyanlarına, tanık anlatımlarına ve tüm dosya kapsamına göre; sanığın bu şekilde gerçekleştirdiği sabit görülen eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
5237 sayılı TCK’nın 53.maddesi uyarınca sanığın belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmasının, kasten işlenen suçtan dolayı, hapis cezası ile cezalandırılmanın kanuni sonucu olması ve infaz aşamasında gözetilmesinin mümkün olduğunun anlaşılması karşısında; bu husus bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Mükerrirlere özgü infaz rejimi ve denetimli serbestlik tedbirinin ne şekilde uygulanacağı, süresi ve bu konuda karar verecek merci, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 108. maddesinde düzenlenmiş olup aynı maddenin 5. fıkrası ile de tekerrür dolayısıyla belirlenen denetim süresinde koşullu salıverilmeye ilişkin hükümlerin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu nedenlerle denetimli serbestlik süresinin infaz aşamasında 5275 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tayin ve tespiti gerektiği gözetilmeden, infazı kısıtlar biçimde “cezanın infazından sonra 1 yıldan az olmayacak bir süre ile” denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8.maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hükümde yer alan TCK’nın 58. maddenin uygulanmasına ilişkin kısımdan “cezanın infazından sonra 1 yıldan az olmayacak bir süre ile” ifadesi çıkarılmak suretiyle diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 09.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.