Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/9690 E. 2014/3374 K. 25.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/9690
KARAR NO : 2014/3374
KARAR TARİHİ : 25.02.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır.Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği,fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir.Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; sanığın, caminin önünde boyacılık yapan şikayetçinin yanına cüppe giymiş halde gelerek “beni gönderenler var, kimler diye sorma, Allah’tan emir var söyleyemem, Allah çocuklarının acısını göstermesin, bize bir kurbanlık parası veremez misin” dediğini, şikayetçinin parası olmadığını söyleyince bu kez sanığın “hiç mi birikmiş paran yok” diye sorduğunu, şikayetçinin “birinden alacağım var, ancak ne zaman vereceğini bilmiyorum” demesi üzerine, sanığın kendisinden alacağının peşine düşerek mutlaka almasını isteyerek telefon numarasını istediği, kendisinin Veysel Karani olduğunu söyleyerek şikayetçinin yanından ayrıldığı, sanığın şikayetçiyi 01/05/2009 tarihinde arayarak parayı hazırlayıp hazırlamadığını sorduğunu, şikayetçinin hazır ettiğini söylediğinde, parayı bir mendil içine koymasını olanları da kimseye anlatmaması gerektiğini, parayı almaya geleceklerini söylediğini, sanığın ertesi gün paraya almaya geliyorum diyerek tekrar aradığı, şikayetçinin arkadaşı …’un polise haber vermesi üzerine parayı almaya geldiğinde sanığın polisler tarafından yakalandığı, sanığın kendisini kutsal bir zat göstermek sureti ile mağdurun dini inanç ve duygularını istismar ettiği ve onu dolandırmaya çalıştığı, bunu doğrulayan tanık anlatımları birlikte değerlendirildiğinde sanığın suçu sabit görülmesi nedeniyle mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 62. maddesinin cezanın failin geleceği üzerindeki etkileri gerekçe gösterilerek uygulanmaması ve mahkemenin gerekçesinde alt sınırdan uzaklaşma nedenleri gösterildiğinden tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir,
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak,
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesi 1.fıkrasının a.b.d.e bendinde yer alan hakları kullanmaktan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, aynı fıkranın (c) bendinde yer alan hak yoksunluğunun koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, 5237 sayılı TCK’nın 53.maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine “sanığın 5237 sayılı TCK’nın 53.maddesinin 1/a, b, d, e bendindeki haklardan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, 53/1-c bendindeki kendi alt soyu üzerindeki velayet hakkından, vesayet veya kayyımlığa ait bir hizmette bulunma haklarından koşullu salıverme tarihine kadar yoksun bırakılmasına” cümlesinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 25.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.