Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/4059 E. 2014/19996 K. 01.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/4059
KARAR NO : 2014/19996
KARAR TARİHİ : 01.12.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için,bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma,bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sanıkların, müştekinin işyerine gelerek kendilerini Sosyal Sigortalar Kurumu’nda çalışan görevliler olarak tanıtarak, işyerindeki belgeleri denetlemek üzere istedikleri, bu arada, yakalarında asılı olan ve üzerinde “İş Güvenliği Sosyal Sigorta Tanıtım Kartı, Araştırma Görevlisi” şeklinde yazılar olan, ve üzerinde fotoğraflarının da bulunduğu kartları müştekiye göstererek görevli olduğuna inandırdıkları, sanıkların, müştekiye, işçilerin sigortası olup olmadığını sorduğu, müştekinin, bir tane işçisinin yeni başlamış olması nedeniyle henüz sigortalı olmadığını belirtmesi üzerine sanıkların, sigortasız işçi çalıştırmanın cezasının çok fazla olduğunu, kendilerini görmeleri halinde, ceza yazmayabileceklerini söyledikleri, müştekinin de buna inanarak sanıklara 100 TL para verdiği, bu arada durumu mali müşaviri olan tanık….’e bildirdiği, sanıklar henüz parayı almışken ve işyerinden daha ayrılmadan adı geçen tanığın geldiği, sanıkların tanığa kimlik gösterememesi üzerine durumun polise bildirildiği, sanıklar, parayı kendi hakimiyet alanına sokmadan ve işyerinden ayrılmadan yakalandıkları, böylece sanıkların, kumu kurumunun maddi varlığı olan tanıtım kartını kullanmak suretiyle müşteki aleyhine haksız menfaat temin etmeye çalışmak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda, sanık, katılan ve tanık beyanları ile tüm dosya kapsamına göre, suçun sanıklar tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
… Ceza Genel Kurulu’nun 27/10/2009 tarih ve 2009/6-132 Esas ve 2009/251 karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; 5237 sayılı Kanun’un 168. maddesinde yer alan “etkin pişmanlık” hükmünün uygulanabilmesi için, sanığın bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi gerektiği, 765 sayılı Kanun’un 523. maddesi, “iade ve tazmin esasına” dayalı bir düzenleme iken, 5237 sayılı Kanun’un 168. maddesi tazminden çok “pişmanlık” esasına dayanmakta olup, pişmanlık sonucu olan iade ve tazminin önem taşıması nedeniyle iade ve tazminin cebri icra yoluyla gerçekleştirilmesi, zararın failin rızası hilafına veya ondan habersiz olarak üçüncü kişilerce giderilmesi gibi hallerde sanığın etkin pişmanlığından söz edilemeyeceği, somut olayda, sanıkların, gerçekten görevli olmadığının anlaşılmasından sonra durumun polise bildirildiği, bu sırada sanıkların üzerindeki paralara el konularak müştekiye verildiği olayda, etkin pişmanlık koşullarının oluşmadığı dikkate alınarak, TCK’nın 168. madesi gereğince indirim yapılmak suretiyle eksik ceza tayin edilmesi, aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 01/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.