Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/33271 E. 2014/1974 K. 05.02.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/33271
KARAR NO : 2014/1974
KARAR TARİHİ : 05.02.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunu işlediği iddia olunan sanıklara, yüklenen suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen şikayetçi …’ın kamu davasına katılma hakkı bulunmadığından, temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Somut olayda;
Sanıkların katılan …’ı dolandırmak için kurdukları plan kapsamında cep telefonuna İspanya’dan İngilizce yazılı metin mesajı gönderdikleri, müştekinin bu mesajı İngilizce bilen bir arkadaşına okuttuğunda, … isimli küçük bir kız çocuğunun babasının vefat ettiğini, babasından miras olarak kalan hayli yüksek miktardaki parayı Türkiye’ye getirmek istediğini, bunun için kendisinden yardım edip edemeyeceğini sorduğunu öğrendiği, katılanın mesaja cevap göndererek emekli öğretmen olduğunu nasıl yardımcı olabileceğini sorduğunda, karşı
cevap olarak kendisini …isimli olarak tanıtan kişinin, katılana Dr…. ile irtibata geçmesi gerektiğini belirtip, Dr. …’e ait olduğunu ifade ettiği bir e-posta adresini ve telefon numarasını mesaj ile bildirdiği, bunun üzerine kendisine verilen bu iletişim bilgilerini kullanarak Dr. … ile görüştüğünü zanneden katılan, konunun ne olduğunu sorduğunda “Babası vefat eden küçük bir kız çocuğuna Birleşmiş Milletler tarafından 21.400.000 ABD doları verileceğini, bu paranın Türkiye’ye transferi için uğraştıklarını, bu konuda bürokratik engelleri aşmaya çalıştıklarını, çocuk için Türkiye’de bir vasi atanması gerektiğini” söyleyip, “yardım etmesi ve çocuğun vasisi olması halinde kendisine de 3.500.000 dolar para verileceği” vaadi aldığı, bunun üzerine küçük kız çocuğuna yardım etmeye karar veren katılan, Dr. … ve yanında çalışan elemanı olduğunu belirten kişi tarafından irtibat kurularak, atanan avukata ücret verilmesi, bürokratik engellerin aşılması için gerekli olduğu söylenerek talep edilen parayı karşılamak için toplam 57.000 Euro parayı peyder pey … aracılığı ile Dr. … ve avukat … adına havale ettiği,
24.11.2011 günü katılanı telefonla arayan Dr. …’in 25.11.2011 günü İstanbul’da olacağını söyleyip, katılanın orada olması gerektiğini, İspanyol diplomatların da geleceğini, zira sözü edilen paranın sigorta şirketi tarafından Birleşmiş Milletler görevlilerine teslim edildiğini ve paraların koli ile İstanbul’a nakledildiği için depo masraflarını karşılamak için 23.000 Euro para getirmesini söylediği, bunun üzerine Antalya’dan uçakla İstanbul’a gelen müştekinin 23.000 Euro parayı evinde misafir olarak kaldığı ve daha önce anlattığı için konu hakkında bilgisi bulunan arkadaşı …’tan ödünç olarak istediği, onun da durumdan şüphelenip parayı vermediği ancak telefonla görüştüğü katılanın eşi Şerife Mansız’ın kefil olduğunu beyan etmesi karşısında ikna olup 23.000 Euro parayı arkadaşı olan müştekiye verdiği, fakat kuşkuları devam ettiği için müşteki ile birlikte gidip olayları görmeye karar verdiği, bu nedenle ertesi gün saat 20.00 sıralarında her ikisi birlikte Şişli’de bulunan …Oteli’nin altındaki cafeye gittikleri, biraz sonra kendisini Dr. … olarak tanıtan şüpheli … ile kendisini İspanyol diplomat …olarak tanıtan ve sahte olduğu anlaşılan Birleşmiş Milletler Görevlisi olduğuna dair kimlik kartını da gösteren meçhul zenci bir şahsın da oraya geldikleri, Türkçe bilen şüpheli …’ın tercümanlığı aracılığı ile kendisini diplomat … olarak tanıtan kişinin katılana bir form doldurması gerektiğini söyleyip ele geçirilemeyen bir formu doldurttuğu ve nüfus cüzdanının fotokopisini aldığı, müşteki …’in arkadaşı İsmet’ten ödünç aldığı 23.000 Euro parayı burada o kişiye teslim ettiği, meçhul şahsın …’in isteği üzerine yukarıda bahsedilen sahte kimliğinin fotokopisi yaptırıp, üzerine 23.000 Euro parayı …’den aldığına dair makbuz yazdığı, hatta kimliğini verdiği, daha sonra sözü edilen “küçük kızın parasının
bulunduğu kasanın kendisine teslim edilmesi için bir işlemin eksik kaldığını” söyleyerek ertesi gün aynı yerde buluşmak üzere ayrıldıkları, ertesi gün aynı yere gittiklerinde önceki gün oraya gelen sanıklarla birlikte başka bir zenci şahsında geldiği, hep birlikte… Otele gittikleri ve otelin lobisinde konuştukları, şüphelilerin paranın teslimi için gerekli işlemin yapılamadığını söyleyip 28.11.2011 günü saat 14.00’de… otelde buluşmak üzere sözleşip ayrıldıkları, bu olaylar karşısında şüpheleri iyice artan …’ın 27.11.2011 günü adli merciye durumu anlattığı, vaki ihbar ve şikayet üzerine, polis görevlilerinin kendilerine … tarafından verilen bilgiler doğrultusunda buluşma yerinde ve zamanında gerekli tertibatı sağlayıp sanıkları takibe aldığı, 28.11.2011 günü… otele arkadaşı … ile birlikte giden katılan …’ın sanık … ile buluşup birlikte 965 no’lu odaya çıktıkları, odada sanık …’nin bulunduğu, biraz sonra diğer sanık …’ın da elinde bir çanta ile geldiği, çantayı açtığında damgalanmış dolar desteleri ile dolu olduğunu gördükleri, sanıklar … ile …’ın destelerden birini yıkayıp kuruttuktan sonra iki adet 100’lük banknot halindeki 200 doları katılana verdikleri ve bu paraların gerçek olduğuna inanmıyorsa götürüp kontrol ettirebileceğini söyledikleri, diğer destelerin de yıkanıp gerçek dolar haline getirilmesi için merkez bankasından sadece diplomatların alabileceği bir ilaca ihtiyaç olduğunu, bunun için 22.000 dolar daha lazım olduğunu söyledikleri, katılanın da “çok dolarınız var yıkayın onunla alın” deyip taleplerini geri çevirdiği, daha sonra katılan …’ın yanında bulunan arkadaşı İsmet ve sanık … ile birlikte, sözü edilen 200 doları göstermek için çıkıp dövizciye gittikleri, otel odasında kalan sanıklar … ile …’ın yanlarındaki çanta ile birlikte yakalanıp gözaltına alındıkları, sözkonusu paraların gerçek olduğunu anlayan katılan …’ın, sanık … ile ertesi gün buluşmak üzere sözleşip arkadaşı … ile birlikte taksiden indiği, arkadaşlarının gözaltına alındığından haberi olmayan sanık …’ın da otele dönmekte olduğu araç içerisinde yakalanıp gözaltına alındığı, sanıkların hileli hareketlerle müştekiyi kandırarak toplam 80.000 Euro haksız menfaat sağladıkları anlaşıldığından, sanıkların eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğu yönündeki kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; diğer temyiz itirazlarının reddine,ancak,
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan yalnızca kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar, sanıklar müdafii ve katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkartılıp yerine, “53. maddenin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın (c) bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 05.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.