YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/18082
KARAR NO : 2014/11710
KARAR TARİHİ : 11.06.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dini inanç ve duygularının istismarı suretiyle dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır.Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak 5237 sayılı TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Sanık …’un 15.03.2006 tarihinden yaklaşık dört ay kadar önce müştekinin oturduğu dairenin kapısını çalarak şahsın kapıyı açması üzerine kendisinin dini kitaplar sattığını, 900 yaşında olup …’ in torunlarından olduğunu, yine kendisinin ermiş birisi olduğunu söyleyip müştekinin evine girdiği, müştekiden değerli eşyalarını istediği, müştekinin yok demesi üzerine müştekinin küpelerini isteyip ayrıca istediği su ile ilaç yapacağını söylediği, müştekinin odadan ayrılmasını fırsat bilerek önceden bardağın içine bıraktığı küpeleri cebine koyduğu, müştekiden ayrıca parmağındaki alyansı istediği, ancak müştekinin verdiği alyansı bardağın içinden geri aldığı, müştekinin küpeleri sorması üzerine onlar yerine gitti dediği, bir müddet sonra müştekinin uyumakta olan kızı …’nin uyanarak odaya geldiği, sanığın …’ye de aynı şekilde beyanlarda bulunduğu, nişanlısının iki yıl sonra kanser olacağını söylediği, onun da parmağındaki alyansı istediği, ancak …’nin alyansını vermediği, sanık evden ayrılırken çıkışta bulunan Kuran-ı …’i alarak müşteki ve tanık …’ye hiç kimseye söylememeleri yönünde yemin ettirdikten sonra, Kuran-ı …’i de alarak evden ayrıldığı, bir müddet sonra tanık …’nin evlenip ayrı bir evde oturmaya başladığı sanığın 15.03.2006 tarihinde bu evinde kapısını çalması üzerine bu defa tanık …’nin ihbar edip sanığı yakalattığı, olayda sanığın eyleminin dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçunu oluşturduğu yönündeki kabul ve uygulamada bir isabetsizlik görülmemiştir
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,11.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.