YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/960
KARAR NO : 2014/14847
KARAR TARİHİ : 17.09.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Yaşın küçüklüğü,akıl hastalığı, akıl zayıflığı,ayyaşlık veya bunlara benzer durumlarda bulunma dolayısıyla, fiil ve hareketlerin saikini ve sonuçlarını doğru olarak algılayamayan kişilerin dolandırılması, TCK’nın 158/1-c bendiyle ağırlaştırıcı neden kabul edilmiştir. Algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle kişilerin aldatılması daha kolaydır. Algılama,duyu organları aracılığıyla,olay,nesne ve ilişkileri birbirinden ayırt etme demektir. Yaş küçüklüğü,akıl hastalığı,akıl zayıflığı, sarhoşluk, uyuşturucu etkisinde bulunma yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olan kişilerin aldatılması suçun konusudur. Mağdurda zayıf da olsa bir irade,zayıflamış bilinç var olmalıdır. Akla uygun davranma demek,belli bir olay karşısında normal insanlardan çoğunun izleyeceği davranışa uygun hareket etmek demektir. Hâkim,somut olayın mahiyetini, kişinin içerisinde yaşadığı sosyal çevreyi, gelişme derecesini, muhakeme ve fikrî becerisini göz önünde tutarak değerlendirme yapacaktır. Algılama yeteneğinin çok zayıf olması veya hiç olmaması halinde, aldatılması gereken bir irade söz konusu olmayacağından dolandırıcılık suçundan bahsedilemeyeceğinden hırsızlık suçu söz konusu olacaktır. Ceza sorumluluğu olmıyan 12 yaşını bitirmemiş çocukların ve tam akıl hastalarının yaptıkları hareketlerin anlam ve sonuçlarını bilemeyeceklerinden aldatılmalarından ve dolandırılmalarından bahsedilemez.12 yaşını tamamlayıp 15 yaşını tamamlamayan çocukların algılama yeteneklerinin bulunup bulunmadığı araştırılarak,bulunmaması halinde eylem, hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Fail,bilerek mağdura uyuşturucu madde vererek veya sarhoş ederek onun algılama yeteneğini azaltmış ise ve oluşturulan bu zayıflık anında mal alınmışa eylem, TCK’nın 148/3 kapsamında mefruz cebir kapsamında değerlendirileceğinden yağma suçunu oluşturacaktır.
Sanığın, mağdur …’i kandırmak suretiyle aldığı vekaletname ile mağdur … adına kayıtlı olan evlerin, diğer sanık …’a devrini sağladığı, mağdur …’in kızı …’a kefil olması nedeniyle 12.000TL borç için maliki olduğu daireye ipotek konulduğu, sanık …’in, mağdur …’in yanına gelerek bu borç meselesini halledeceğini söyleyip mağduru da yanına alarak … Noterliği’ne gittikleri, adına mağdurun evlerini satma yetkisi içeren vekaletname düzenlettiği, mağdurun bu durumdan haberdar olmadığı, sanığın mağdurdan aldığı vekalete istinaden bahsi geçen evleri akrabası olan diğer sanık …’a devrettiği, yapılan araştırmada mağdurun kolay kandırılabilecek nitelikte bir yapıya sahip olduğunun çevresindeki kişilerce bilindiğinin belirlendiği, keza Dr. M.Güven Karahan Devlet Hastanesi Başhekimliği’nin 28/07/2009 tarih ve … sayılı raporu ile “mağdurun akli dengesinin akıllıca yaşam sürdürmek için yeterli olmadığının, kendi işlerini görecek durumda bulunmadığının, hastalığının süreklilik arzettiğinin ve vasi tayininin uygun olduğunun” belirlendiği, Gönen Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 30.09.2009 tarih, 2009/615 E.-2009/835 K. sayılı ilamı ile …’nun mağdurun vasisi olarak tayin edildiği, sanığın mağdurun bu durumunu bilebilecek kadar yakından tanıdığı, mağduru kandırarak taşınmaz satım yetkisi içeren vekaletname aldığı, akrabası olan diğer sanık …’a satış yapmak suretiyle kazanç sağladığı, sanık …’un, sanığın akrabası olması sebebiyle durumdan haberdar olma ihtimalinin bulunduğu, sanıkların bu eylemleriyle kişinin algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda,
1-Sanık …’in nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Sanık savunması, katılanlar ve tanıklar beyanı ile tüm dosya kapsamına göre, atılı suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık …’in yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
a-5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
b-Hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini,
c-Sanığın adli sicil kaydına göre tekerrüre esas mahkumiyeti bulunmadığı halde, 5237 sayılı TCK’nın 58/6. maddesi uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık …’in temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan sanık … hakkındaki hükmün, 5320 sayılı Kanun’un 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi uyarınca BOZULMASINA, fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından, adli para cezasının uygulanmasına ilişkin olarak sırasıyla “30 gün”, “25 gün” ve “500 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün”, “4 gün” ve “80 TL” adli para cezası ibaresinin eklenmesi, hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” ibaresinin eklenmesi ve tekerrüre ilişkin bölümün hüküm fıkrasından çıkartılmak suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2- Sanık … müdafinin nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesinde;
Sanık …’un ve tanık …’nin beyanlarında, sanık …’un taşınmazların satın alınması sürecinde Gaziantep’te bulunduğunu, taşınmazların satın alınması hususunda tanık …’ye vekalet verdiğini, sanık …’un mağdur …’i tanımadığını ve hiç görmediğini, diğer sanık … ile akraba olmadığını beyan etmeleri karşısında, sanık …’un atılı suçu işlediğine dair mahkumiyetini gerektirir her türlü şüpheden uzak, kesin, somut ve inandırıcı delil bulunmadığından beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 17.09.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.