Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/23082 E. 2014/14809 K. 16.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/23082
KARAR NO : 2014/14809
KARAR TARİHİ : 16.09.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu malına zarar verme, görevi yaptırmamak için direnme ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret
HÜKÜM : Mahkumiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılması

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma suça konu şeyin amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen;“Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır. Maddede düzenlenen
görevini yaptırmamak için direnme suçu, seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır. Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil, görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse, fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeye elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 tarih ve 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi, Olayın gelişimi sırasında sanığın, cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nın “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Sanığın suçun kanuni tanımında yer alan ve hukuki anlamda tek bir fiili oluşturan davranışları, görevini ifa eden kamu görevlilerine karşı görevlerini yaptırmamak için gerçekleştirmiş olması nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimanın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 43/2. maddesinin uygulanması gerekmektedir
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye …, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek ya da yakıştırmalarda bulunmak ya da sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatı konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; mağdurun … şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana
geldiğinin belirtilmesi, … ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Hakaret huzurda işlenebileceği gibi, gıyapta da işlenebilir. Gıyapta hakaretin cezalandırılabilmesi için, mağdurun yokluğunda en az ikiden fazla kişilerle ihtilat edilerek yani en az üç kişinin hakaret sözünü öğrenmiş olması kaydıyla hakaretin yapılması şarttır. Mağdur bu sayıya dâhil değildir. Mağdurun hazır olması halinde gıyapta hakaret den bahsedilemez. Kendileriyle ihtilat edilen kişilerin bir arada bulunmaları ve hakaret sözünü aynı anda öğrenmelerine gerek yoktur. İhtilat aktarma suretiyle gerçekleşmişse hakaret sözlerinin aynı ya da benzer olması aranmalıdır. Fail, sözlerini ikiden fazla kişiye söylemekte ya da daha çok kişinin duyabileceği bir yerde konuşmakta ve sözleri başkaları tarafından duyulabilmekte, failde bu durumun bilincinde ise ihtilat oluşmuştur.
Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
Katılan polis memurları …, … ve …’nün, 48-32 kod nolu devriye ekibinde görevli olup, görevlerini ifa ettikleri sırada, haber merkezi tarafından pazar yerinde elinde projektörle gezen şüpheli şahısların olduğunun telsiz ile bildirilmesi üzerine ekip olarak olay yerine gittikleri, sanıklar …, … ve … ile haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanıklar …, …, … ve …’nin olay yerinde bir araç başında alkol aldıklarını gördükleri, sanıklara haklarında ihbar bulunduğunu ve kimlik kontrolü yapmak istediklerini söyledikleri, bunun üzerine bir kısım sanıkların kimliklerini verdikleri, sanık …’ın ise “Ben askerim. Siz benim üzerimi arayamazsınız.” dediği, bu sırada sanıklardan …’nin, katılan polis memurlarına “GBT’nizi sorun, s…in gidin.” şeklinde sinkaflı küfürlerle hakaret etmeye başladığı, katılanların sanığı uyarmalarına rağmen daha çok bağırıp taşkınlık çıkardığı, bunun üzerine takviye ekip isteyen katılanların, sanıkların hepsini ekip aracına davet ettikleri, sanıkların ise “S…in gidin gelmiyoruz.” diyerek bağırdıkları ve katılanların üzerlerine yürüdükleri, bunun üzerine katılan polis memurlarının
şahısları etkisiz hale getirmek için biber gazı kullandıkları, sanık …’ın “Siz nasıl biber gazı sıkarsınız.” diyerek sanık … ile birlikte katılan …’ya tekme ve yumruklarla saldırdıkları, diğer sanıkların da katılanı tekmelemeye başladıkları, katılan …’ın, Bülent’e yardım etmek istediği sırada sanıkların katılan …’e de vurmaya başladıkları, katılan …’in sanıkların elinden kurtulmak için tabancası ile havaya üç el ateş ettiği, sanık …’ın katılana ait tabancayı almaya çalıştığı sırada diğer polis memuru …’ın buna engel olduğu, bunun üzerine sanığın, katılan …’ın belindeki silahı çekmeye çalıştığı, katılan polis memurunun sanık …’i yakalaması üzerine diğer sanıkların katılan …’a saldırarak sanık …’ı elinden aldıkları, yaşanan arbede sırasında katılanların bellerinde bulunan silah kılıfı, kemer, kelepçelik, şarjör kılıfı, el feneri ve el feneri kılıfının zarar gördüğü, takviye ekiplerin olay yerine intikal etmeleri üzerine sanıkların kaçmaya başladıkları ve takviye ekipler tarafından yakalandıkları, olay sırasında polis memurları … ve …’ın basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde yaralandıkları şeklinde gerçekleşen somut olayda;
1- Sanıklar …, …, … ve … hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde;
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesine göre verilen ve davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmayan “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” ilişkin karara karşı aynı kanunun 231/12. maddesine göre itiraz yolu açık olup temyiz olanağı bulunmadığı, sanıklar hakkında 23/12/2011 tarihinde verilen, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin karara karşı sanıklar müdafiilerinin yaptığı itiraz üzerine, Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yaptığı inceleme sonucunda verdiği 01/10/2012 tarihli ret kararı ile hükmün kesinleştiği anlaşıldığından, sanıklar müdafiilerinin temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi gereğince REDDİNE,
2- Sanıklar …, … ile … hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz incelemesinde;
Sanıkların eylemlerinin görevi yaptırmamak için direnme, kamu malına zarar verme ve kamu görevlisine karşı görevinden dolayı hakaret suçlarını oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiş; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 02.03.2010 tarih, 2009/9-259 esas, 2010/47 sayılı kararına göre, görevi yaptırmamak için direnme suçunun sanıklar tarafından birden fazla polis memuruna karşı cebir ve şiddet göstererek hukuksal anlamda tek bir fiil ile gerçekleştirilmesi nedeniyle aynı nev’iden fikri içtimaın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, sanıklar hakkında anılan suçtan tayin olunan cezanın 5237 sayılı TCK’nın 43/2. maddesi ile arttırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıklar müdafiilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA, 16/09/2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.