Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/9538 E. 2014/9681 K. 15.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/9538
KARAR NO : 2014/9681
KARAR TARİHİ : 15.05.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet, hükmün açıklanmasının geri bırakılması

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Resmi belgede sahtecilik suçundan verilen karara dair temyiz isteminin incelenmesinde;
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesine göre verilen ve davayı sonuçlandırıcı nitelikte olmayan “hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına” ilişkin karara karşı aynı kanunun 231/12. maddesine göre itiraz yolu açık olup temyiz olanağı bulunmadığından 5271 sayılı CMK’nın 264. maddesi uyarınca kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunda merciin belirlenmesinde yanılma, başvuraın haklarını ortadan kaldırmayacağından temyiz dilekçesinin itiraz dilekçesi olarak kabulü ile görevli ve yetkili ilk derece mahkemesince itiraz konusunda inceleme yapılması için, dosyanın incelenmeksizin iade edilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı’na GÖNDERİLMESİNE,
2-Dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararına dair temyiz isteminin incelenmesinde;
Temyiz isteğinin süre yönünden reddine dair 09/09/2013 tarihli ek kararda, Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı CMK’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddeleri uyarınca başvurulacak kanun yolu ve merciinin tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıkça gösterilmediği, bu nedenle bu karara yönelik 27/01/2014 tarihli temyiz isteğinin süresinde kabul edilmesi gerektiği, 27/01/2014 tarihli temyiz isteği ile ilgili 03/02/2014 tarihli kararın yok hükmünde olduğu değerlendirilmiştir.
Bilinen adrese tebligat başlığını taşıyan 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 10. maddesi “Tebligat, tebliğ yapılacak şahsa bilinen en son adresinde yapılır. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde, muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi, bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya
yapılır.” hükmünü içermektedir. Aynı Kanun’un 21. maddesi ise, “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlığını taşımakta ve bilinen adrese tebligat yapılamaması halinde tebligatın nasıl yapılacağını düzenlemektedir. Dolayısıyla 21. maddeye göre yapılacak tebligat, muhatabın bilinen adresine tebligat yapılmaması halinde başvurulacak bir yöntemdir. Açıklanan nedenlerle, 02/04/2013 tarihinde sanığın yokluğunda verilen hükmün, sanığın bilinen adresi yerine adrese kayıt sistemindeki adresine 7201 sayılı Kanun’un 21. maddesi uyarınca tebliğinin usule aykırı olduğu, sanığın bilinen adresine aynı Kanun’un 35. maddesine göre yapılan 05.07.2013 tarihli tebligatın ise, UYAP kayıtlarına göre sanığın 01.07.2013 tarihinde cezaevine girmesi nedeniyle geçerli olmadığı anlaşılmakla, sanığın 20/08/2013 tarihindeki temyiz isteminin öğrenme üzerine ve süresinde olduğundan temyiz isteminin süre yönünden reddine dair 09.09.2013 tarihli ek karar kaldırılarak yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden

Yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp,yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Somut olayda; sanığın yapmış olduğu alışveriş karşılığı renkli fotokopi özelliği taşıyan tamamen sahte oluşturulmuş çeki ciro edip katılana verdiği, Bursa Jandarma Bölge Kriminal Labaratuar Amirliği’nin 10.05.2012 ve Bursa Kriminal Polis Labaratuarları Müdürlüğü’nün 18.08.2011 tarihli bilirkişi raporlarına göre çeklerdeki yazı ve imzaların katılanın eli mahsulü olmadığı, sanığın ise eli ürünü olduğunun tespit edildiği anlaşılmakla, sanığın bankayı araç olarak kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğine dair kabulde isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 15.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.