YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3675
KARAR NO : 2014/14658
KARAR TARİHİ : 15.09.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;Dosya incelendi:
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Ticarî faaliyeti meslek olarak icra eden kişilerin güvenilirliğini sağlamak amacıyla, bu suçun, tacir (kişisel olarak ticaretle uğraşan kimseler) veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin ticarî faaliyetleri sırasında işlenmesi durumunda TCK’nın 158/1-h bendinde nitelikli hâl kabul edilmiştir. Bu kavramlar, Türk Ticaret Kanunu’nun ilgili hükümlerine göre belirlenecektir.
Türk Ticaret Kanunu’nun 14. maddesinde;
1- Kişisel durumları ya da yaptığı işlerin niteliği nedeniyle yahut meslek ve görevleri dolayısıyla, kanundan veya bir yargı kararından … bir yasağa aykırı bir şekilde ya da başka bir kişinin veya resmî bir makamın iznine gerek olmasına rağmen izin veya onay almadan bir ticari işletmeyi işleten kişi de tacir sayılır” denilmektedir.
Aynı kanunun 124. maddesinde;
“1)Ticaret şirketleri; kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir.
2)Bu Kanunda, kollektif ile komandit şirket şahıs; anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket sermaye şirketi sayılır” denilmektedir.
Kooperatif yöneticilerinin kooperatifin faaliyeti kapsamında, dolandırıcılık suçunu işlemeleri de nitelikli hâl kabul edilmiştir. Üye sayısı dolmasına rağmen, üyeliğe kabulün devamından bahsederek üye kayıt edilmiş gibi kişinin parasının alınması bu suç tipine örnek gösterilebilir. Kooperatif yöneticilerinin kimler olduğu 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 55. ve devamı maddelerinde tanımlanmıştır. Kanunun 55. maddesi uyarınca, yönetim Kurulu, kanun ve ana sözleşme hükümleri içinde kooperatifin faaliyetini yöneten ve onu temsil eden icra organıdır. Yönetim Kurulu en az üç üyeden kurulur. Bunların ve yedeklerinin kooperatif ortağı olmaları şarttır. Yönetim Kurulu üyeliğine seçilen tüzel kişiler, temsilcilerinin isimlerini kooperatife bildirir.
Bu suçun oluşabilmesi için, tacir veya şirket yöneticisi olan ya da şirket adına hareket eden kişilerin dolandırıcılık suçunu ticari faaliyetleri sırasında işlemiş olmaları gerekir. Keza, kooperatif yöneticilerinin bu nitelikli halden cezalandırılabilmeleri için suçun kooperatifin faaliyeti kapsamında, işlenmesi gereklidir. Bu suçun faili tacir veya şirket yöneticisi ya da şirket adına hareket eden kişi ya da kooperatif yöneticisi olabilir.
Katılan ile sanıkların ortak kurdukları … Denizcilik Limited şirketi adına çalıştırmak üzere satın alacakları geminin bedeli olarak katılanın payına düşen 685.000 Doları katılandan almalarına rağmen bu geminin alınması için peşin para vermeyerek gemiyi leasing sözleşmesi ile kiralayıp bunun için katılandan almış oldukları paranın bir kısmını verdikleri, geriye kalan parayı iade etmedikleri, kiralama yoluyla aldıkları bu gemiyi daha sonra ortaklar kurulu kararı alınmadan, katılanın bilgi ve rızası dışında kendilerinin hissedar oldukları, ancak katılanın hissesinin bulunmadığı …. Denizcilik ve Uluslararası Taşımacılık Şirketi bünyesine geçirmek suretiyle … şirketinin mal varlığından çıkardıkları, böylece nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda; sanıkların aşamalardaki tüm savunmalarında, geminin finansal kiralama yoluyla alındığını katılanın bildiğini, kiralanması sırasında sürekli olarak yanlarında olduğunu, kira bedeli olarak peşinat verdikleri gibi, kendilerine ait olan … şirketi ile birlikte kefalet gösterdiklerini, ayrıca gayrimenkullerini ipotek yaptırdıklarını, katılanın ise vermiş olduğu para dışında herhangi bir ödemede bulunmadığını, geminin zarar etmesi nedeniyle şirketi kurtarabilmek için gemiyi borçlarıyla birlikte katılanın da bilgisi ve rızası dahilinde … şirketine zararına devrettiklerini belirterek suçlamaları kabul etmedikleri gibi, finansal kiralama sözleşmesi ile eklerinden de anlaşılacağı üzere, geminin ilk kiralandığı sırada … Leasing şirketine 1.330.000,00 dolar peşinat verilmekle birlikte, … Denizcilik şirketi (sanıkların ortak oldukları şirket) ile sanıkların ayrı ayrı 2.717.900,00 USD teminat ve 425.000 TL tutarında ipotek gösterdikleri, katılanın ise 685.000,00 Dolar dışında herhangi bir teminat vermediği, katılanın açmış olduğu ticaret davalarından da tespit edildiği üzere, … şirketinin kuruluşundan itibaren sürekli zarar ettiği, bu şekilde sermayesinin 25.000 TL olması ve sürekli zarar etmesi nedeniyle Kiralama şirketine olan taksitlerini ödemede zorlandığı, başından beri diğer davalı … A.Ş’den finansman destek aldığı, geminin zarar etmesi nedeniyle borçlarından kurtulabilmek amacıyla rayiç bedelinin 1.800.000,00 (Birmilyonsekizyüzbin) ABD doları olmasına rağmen geminin finansal kiralama hakkının … şirketine 2.332.898,78 USD maliyetle devredildiği, bu durumda … şirketinin gemiyi zararına devraldığı, aynı şekilde gemiyi almadan önce kâr eden … şirketinin gemiyi aldıktan sonra zarar etmesi nedeniyle kira borçlarını ödemekte zorluk çekerek, gemiyi yurt dışında bulunan … şirketine devrettiği, sonrasında ise geminin … firmasına satıldığı, bu şekilde … şirketinin finansal kira borçlarını ödeyebildiği hususları gözetildiğinde, sanıkların katılanı zarara sokma kastıyla hareket ettiklerinden söz edilemeyeceği; öte yandan şirketin kuruluş amaç sözleşmesine göre, sanık …’ın iki yıl süreyle şirket müdürü olarak seçilmesinden yaklaşık iki ay sonra 03.10.2006 tarihinde, hem sanıkların hem de katılanın müdür olarak münferiden temsil yetkisine sahip oldukları dikkate alındığında, katılanın yapılan işlemlerin hiçbirinden haberinin olmadığını belirtmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, ayrıca Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre, yetkili müdürlerin kanundan ve esas sözleşmeden … yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal etmeleri halinde hem şirkete hem de pay sahiplerine karşı sorumlu tutulacakları hususları birlikte değerlendirildiğinde, atılı suçun yasal unsurlarının oluştuğundan söz edilemeyeceğinden eylemin taraflar arasında hukuk mahkemelerinde halli gereken hukuki ihtilaf mahiyetinde olduğu, sanıkların basiretli tacir gibi davranıp davranmamasının sonuçlarının hukuki çerçevede değerlendirilmesi gerektiği, bu hususta aralarında devam hukuk davalarının da bulunduğu ve ortada sanıklara atfedilecek hileli bir eylemin de bulunmadığı anlaşılmakla, sanıkların üzerine atılı suçun yasal unsurlarının CMK’nın 223/2-a maddesi kapsamında oluşmadığı gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamış olup, yapılması istenen araştırmaların tamamının hukuk mahkemesinin konusu kapsamında kalması nedeniyle de tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 15.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.