Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/13098 E. 2014/5522 K. 25.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/13098
KARAR NO : 2014/5522
KARAR TARİHİ : 25.03.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-i bendinde serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hali nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmiş, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65/2. maddesinde serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlanmış, aynı kanunun 66. maddesi ise “serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denilmiştir. Aynı yasanın 37. maddesinin 4. bendinde ise, gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden doğan kazançların bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağı belirtilmiştir. Kanunda kendi nam ve hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekir.
Somut olayda; … ilçesinde bulunan …Nakliyat isimli şirketin sahibi olan katılanın, … isimli şirkete ait 40’ar kiloluk torbalar halinde ve sanayi tipi toplam 15.300 kg ağırlığında, 4.000 TL değerinde tekstil, deterjan ve cam sanayinde hammadde olarak kullanılan malzemeyi… merkezde bulunan …Kimya isimli şirkete göndermek üzere … adıyla sahte sürücü belgesi, araç ruhsatı ve sahte plakalı kamyonu kullanan sanık ile anlaştığı, sanığın …ilçesinden aldığı ve …’ye götürmesi gereken hammaddeyi…’ye götürmemesi üzerine, katılanın suç duyurusunda bulunduğu, soruşturma devam ederken sanığın, …’da … plakalı kamyon ile …’den çalıntı olduğu bildirilen boya malzemesi ile yakalandığı, kamyonda yapılan aramada, … adına düzenlenmiş sürücü belgesi, … plakalı … adına düzenlenmiş sürücü belgesi ile vergi levhasının ele geçirildiği, ele geçirilen sahte belgelerin … Polis Kriminal Laboratuarında yapılan incelemesinde, tamamen sahte olduklarını ve iğfal kabiliyetlerinin bulunduğunun tespit edildiği anlaşılmakla, dolandırıcılık suçunun sübut bulduğuna dair kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sanığın, kamu kurumu olan Trafik Tescil Şube Müdürlüğü’nün maddi varlığı olan sürücü belgesi, araç ruhsatını ve plakayı kullanmış olması şeklinde gerçekleşen olayda, TCK’nın 158/1-d maddesinde öngörülen “Kamu kurumunun vasıta olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık” suçunun oluşmasına rağmen, başka bir şirket adına nakliye işini üstlenen ve kendisine ait bir taşıma şirketi bulunmayan, bu nedenle kanunda belirtilen anlamda serbest meslek sahibi olmayan sanık hakkında mahkemece 158/1-i maddesinde belirtilen “Serbest meslek sahibi kişiler tarafından, mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle dolandırıcılık” suçunun oluştuğu kabulü ile uygulama yapılması sonuca etkili olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,
Ancak;
Hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; sanığa adli para ceza tayin edilmesine ilişkin hükümde yer alan “100 gün” ve “2.000 TL” ibarelerinin yerine sırasıyla “5 gün” ve “100 TL” yazılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 25.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.