YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/17191
KARAR NO : 2014/9831
KARAR TARİHİ : 20.05.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Beraat
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Bu ilkeler ışığında;
Hukuk Genel Kurulu’nun 05.10.2011 tarih, 2011/12-480 esas, 2011/598 karar sayılı kararında ”Takip dayanağı bononun tanzim tarihi itibari ile yürürlükte olup olayda uygulanması gereken TTK. nun 688/7. maddesi gereğince, takip konusu belgenin kambiyo vasfını taşıması için “… senedi tanzim edenin imzasını” ihtiva etmesi zorunludur. Anılan maddede sorumluluk için sadece imzadan söz edilmiş, birden fazla imzanın bulunması koşul olarak kabul edilmemiştir. TTK. nun 690. maddesi göndermesiyle bonolar hakkında da uygulanması gereken 589. maddesi gereğince, şirketin münferit temsilcisinin şirket kaşesi dışında senet üzerine atmış olduğu imzanın kendisini sorumluluktan kurtaracağı düşünülemez. Yine, TTK. nun 690. maddesi göndermesi ile bonolar hakkında da uygulanması gereken aynı Kanunun 613. ve 614/1. maddeleri gereğince, keşideci şirket kaşesi üzerindeki imza dışında bononun ön yüzüne konulan her imza aval şerhi sayılır. Aval için sadece imza yeterli olup, ayrıca ad ve soyadın yazılması gerekmez. Aval veren kimse, kimin için taahhüt altına girmiş ise tıpkı onun gibi sorumlu olur. Özetle şirket temsilcisinin şahsen sorumlu olabilmesi için şirket kaşesi dışında ayrı bir imzasının bulunması yeterlidir. Her iki imzanın da kaşe üzerinde bulunması halinde ise yetkili temsilcinin sorumluluğundan bahsedilemez. Bir diğer ifade ile senette atılan her iki imza da şirket kaşesi üzerine atılmışsa, burada artık aval olgusundan söz edilemez.” şeklinde vurgulandığı üzere;
Katılanın, TCD Teknik Elektronik Ltd. Şti’nin %20 hissedarı ve yetkilisi olduğu, ancak 15000 TL üzerindeki senetlerin geçerli olması için şirket müdürlerinin birlikte imza atmasının gerektiği, katılanın şirket adına yapmış oldukları ticari alışveriş sonucu sanıkların şirketine 40.000 TL değerinde tek imzalı bir senedi teminat senedi olarak verdiği, sanıklara ait şirketle aralarında çıkan sorun nedeniyle senet bedelini ödemedikleri, senedin şirket adına verildiği, kefil kısmının boş olduğunu, sanıkların kefil kısmına katılanın adını ve soyadını yazarak senede ekleme yolu ile tahrifat yaptıkları, kefil olarak katılanı şahsen sorunlu duruma düşürerek hakkında icra takibi başlattıkları iddia olunan olayda, suça konu senette kefilin imzası ve adresinin yazılı bulunduğu, ad ve soyadının yazılması hususunun senedin asli unsuru olmadığı, ad ve soyad ilavesinin her zaman mümkün bulunduğu, müştekinin senede çift imza attığını kabul ettiği, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına göre çift imza ile imzalanan senedin imzalayan şahsı borçlandıracağının kabul edildiği, katılanın adı sonradan yazılmış olsa bile şahsi sorumluluğu bakımından sonucun değişmeyeceği, nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarının unsurlarının oluşmadığı gerekçeleriyle verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 20.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.