YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/3930
KARAR NO : 2014/5813
KARAR TARİHİ : 27.03.2014
“Görevli memurlara görevlerinden dolayı zincirleme biçimde hakaret, Görevi Yaptırmamak İçin Direnme, Görevli memura görevinden dolayı hakaret, Kamu Malına Zarar Verme, Hırsızlığa Teşebbüs ” suçlarından suça sürüklenen çocuk …’in 5237 sayılı TCK’nın 125/1-3-a-4, 43/1, 31/3. maddeler uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezası, aynı TCK’nın 125/1-3-a-4, 31/3, 50/1-a, 52/4. maddeler uyarınca 5600 TL Adli para cezası, TCK’nın 265/1, 31/3, 50/1-a, 52/4. maddeler uyarınca 2400 TL Adli para cezası, 5237 sayılı TCK’nın 142/1-a, 143/1, 35/2, 31/3, 50/1-a, 52/4. maddeler uyarınca 6400 TL Adli para cezası, 5237 sayılı TCK’nın 152/1-a, 31/3, 50/1-a, 52/4. maddeler uyarınca 4800 TL Adli para cezası, ile cezalandırılmasına dair Sakarya Çocuk Mahkemesinin 06/05/2011 gün ve 2011/56 Esas, 2011/287 Kararı aleyhine-lehine vaki temyiz istemi üzerine onama ve bozma talebine dayanılarak dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26/04/2013 gün ve 2011/305140 sayılı tebliğnamesiyle dairemize gönderilmiş,
Dairemizin 29/01/2014 tarih ve 2013/12678 Esas, 2014/1520 Karar sayılı kararı kararıyla hükmün Onamasına-Bozulmasına karar verilmiştir.
6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına ve Basın Yoluyla İşlenen Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanunun yürürlüğe girmesi üzerine anılan kanunun 99. maddesiyle değişik 5271 sayılı CMK’nın 308. Maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından yapılan itiraz üzerine Dosya incelenerek gereği düşünüldü.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz dilekçesinde ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden KABULÜNE,
Dairemizin 29/01/2014 gün ve 2013/12678 Esas, 2014/1520 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Hakaret suçunun oluşabilmesi için, bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını incitecek ölçüde, somut bir fiil veya olgu isnat etmek yada yakıştırmalarda bulunmak yada sövmek gerekmektedir. Kişiye isnat edilen somut fiil veya olgunun gerçek olup olmamasının bir önemi yoktur. İsnadın ispatın konusu ayrıdır. Somut bir fiil ve olgu isnat etmek; isnat, mağdurun onur şeref ve saygınlığını incitecek nitelikte olacaktır. Mağdura yüklenen fiil ve olgunun belirli olması şarttır. Fiilin somut sayılabilmesi için, şahsa, şekle, konuya, yere ve zamana ilişkin unsurlar gösterilmiş olmalıdır. Bu unsurların tamamının birlikte söylenmesi şart değildir. Sözlerin isnat edilen fiilî belirleyecek açıklıkta olması yeterlidir. Çoğu zaman isnat edilen fiil ve olgunun, hangi zaman ve yerde meydana geldiğinin belirtilmesi, onur ve saygınlığı incitecek niteliği tespit için yeterli olmaktadır. Tarafların sosyal durumları, sözlerin söylendiği yer ve söyleniş şekli, söylenmeden önceki olaylar nazara alınarak suç vasfı tayin olunmalıdır.
Hakaretin kişiyi küçük düşürmeye yönelik olması gerekir. Kişiye onu toplum nazarında küçük düşürmek amaçlı belli bir siyasi kanaatin isnat edilmesi hâlinde de suç oluşacaktır. Bir kişiye yönelik sözlerin veya yapılan davranışın o kişiyi küçük düşürücü nitelikte olup olmadığını tayin ederken, topluma hâkim olan anlayışlar, örf ve adetler göz önünde bulundurulmalıdır.
Suçun alenen işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Aleniyet, belirsiz sayıda kişilerin hakaret oluşturan sözü duymalarına olanak sağlamak suretiyle suçun işlenmesini ifade eder. Failin, hakaret oluşturan sözün duyulması olanağını yaratmış olması yeterlidir. Söylenen sözün fiilen duyulmuş olup olmaması önemli değildir.
5237 sayılı TCK’nın “Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler” başlıklı dördüncü kısmının, “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar ”başlıklı birinci bölümünde, 265. maddesi ile düzenlenen; “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçuyla korunan hukuki yarar, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişi olup; bu suçta, kamu faaliyetlerine kişilerin saygı göstermelerinin sağlanması ve kamu görevlerinin yerine getirilmesini dolayısıyla da kamu görevini yerine getirenleri engellemeye yönelik fiillerin önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Öte yandan, kendisine verilen görevi yerine getirmekte olan kamu görevlisine karşı cebir ve/veya tehdit fiili gerçekleştirilmiş bulunduğundan bu suçla aynı zamanda kişi özgürlüğü ve beden bütünlüğü de korunmaktadır.Maddede düzenlenen görevini yaptırmamak için direnme suçu,seçimlik hareketli bir suç olup kamu görevlisinin görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir ve/veya tehdit kullanılması ile suç oluşmaktadır.Bu suçun oluşabilmesi için, öncelikle engellenmek istenen işin o kamu görevlisinin görevine giriyor olması zorunludur. Zira madde, kamu görevlisinin yerine getirdiği herhangi bir iş için değil, görevine giren bir iş için koruma sağlamaktadır. Cebir, kamu görevlisine karşı fiziki güç kullanılmasıdır. Cebrin sınırı, kasten yaralama suçunun temel şekli veya daha az cezayı gerektiren hâli kapsamında değiştirilebilecek boyutta olmasıdır. Cebirle, kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine sebebiyet verilirse,fail ayrıca bu suçtan da beşinci fıkra uyarınca cezalandırılacaktır. Cebir veya tehdidin alenî olması şart değildir. Bu manada cebir ve tehdit, kamu görevlisinin görevini yerine getirmesini engellemeğe elverişli, doğrudan kamu görevlisine yönelik ve ortadan kaldırılmadığı sürece göreve devam edilmesine engel olan güç kullanılmasını ifade eder.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 tarih 9-259-47 sayılı kararında belirlendiği gibi, olayın gelişimi sırasında sanığın, cebir ve/veya tehdit kullandığı polis memuru olan müştekiler suçun mağduru, kamu idaresi ise suçtan zarar gören konumundadır. “Görevini Yaptırmamak İçin Direnme” suçunun 5237 sayılı TCK’nın “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı bölümünde düzenlenmiş olması da kamu görevlilerinin suçun mağduru olamayacakları anlamına gelmemektedir. Aksinin kabulü
halinde, görevleri dışında kendilerine karşı cebir ve/veya tehdit kullanılması halinde işlenen bu suçların mağduru olacaklarında kuşku bulunmayan kişilerin, aynı suçlara görevlerinin ifası sırasında kamu görevlisi sıfatıyla maruz kaldıklarında ise suçun mağduru olmadıklarını ileri sürmek çelişkisine düşülecektir ki, bunun yasal bir dayanağı bulunmamaktadır.
Hırsızlık suçunda; menkul bir malın, sahibinin rızası dışında alınması, mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesi, mağdurun suç konusu eşya üzerindeki zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmesi söz konusudur.
Mala zarar verme suçu başkasının mülkiyetinde bulunan taşınır veya taşınmaz malın kısmen veya tamamen yıkılması, tahrip edilmesi, yok edilmesi, bozulması kullanılamaz hâle getirilmesi veya kirletilmesiyle oluşur. Bu bakımdan, söz konusu suç, seçimlik hareketli bir suçtur. Yıkma, yalnızca taşınmazlar için söz konusudur. Taşınmazın önceki kullanış biçimine uygun olarak bir daha kullanılamaz duruma getirilmesini ifade eder. Yok etme, suça konu şeyin maddî varlığını ortadan kaldırmaktır. Bozma, suça konu şeyin, amacına uygun olarak kullanılması olanağını ortadan kaldırmaktır. Kirletme, başkasının binasının duvarına yazı yazmak, resim yapmak, afiş ve ilân yapıştırmak şeklinde gerçekleştirilmektedir.
Somut olayda;
Suça sürüklenen çocuğun arkadaşı tanık … ile birlikte, sokakta alkollü olarak gürültü yapması nedeniyle vatandaşlar tarafından gerçekleşen ihbar nedeniyle, olay yerine gelen müşteki polis memurları … ve Taşkın Temiz’in, suça sürüklenen çocuk ile arkadaşı …’ı alkol aldıklarını bağırdıklarını görmeleri üzerine haklarında Kabahatler Kanununa göre işlem yapmak üzere polis merkezine götürmek istedikleri sırada, suça sürüklenen çocuğun polis memurlarına olay tutanağında belirtildiği şekilde hakaret ettiği ve ekip otosuna binmemek için müşteki Mahir Karabulut’un yakasından tutup geriye doğru iterek yere düşürdüğü, kuvvet kullanarak bindirildiği ekip otosu içinde de hakaretlerine devam ettiği, Polis Merkezine götürüldüğünde bekleme odasında bulunduğu sırada yanına gelen ekip amiri müşteki …’a “seni komiser yapanın …” diyerek hakaret ettiği, bekleme odasının girişe göre sol üst tarafında bulunan güvenlik kamerasını yerinden sökerek çaldığı, yaşının küçük olması nedeniyle Çocuk Şube Müdürlüğüne götürüldüğü sırada hırsızlık olayının fark edildiği ve yapılan üst aramasında çaldığı güvenlik kamerasının ele geçirildiği, hırsızlık eylemi ile eşyanın ele geçirilme anı arasında polis kontrolü altında bulunması nedeniyle çaldığı eşyayı henüz hakimiyet alanına geçiremediği anlaşılan olayda suça sürüklenen çocuğun eyleminin görevli memurlara görevlerinden dolayı zincirleme biçimde hakaret, görevi yaptırmamak için direnme, görevli memura görevinden dolayı hakaret ve hırsızlık suçlarını oluşturduğu yönündeki kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
1-Görevli memurlara görevlerinden dolayı zincirleme biçimde hakaret, görevi yaptırmamak için direnme, görevli memura görevinden dolayı hakaret ve hırsızlık suçları yönünden yapılan incelemede,
Görevi yaptırmamak için direnme suçunun birden fazla polis memuruna karşı direnilerek, hukuksal anlamda tek bir fiile gerçekleştirilmesi nedeniyle Ceza Genel Kurulunun 02.03.2010 tarih ve 259-47 sayılı kararında açıklandığı üzere aynı nevi’den, fikri içtimanın koşulları gerçekleşmiş bulunduğundan, anılan suçtan tayin olunan cezanın TCK’nın 43/2. maddesiyle arttırılması gerektiği gözetilmeden eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak,
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesine aykırı olarak suça sürüklenen çocuğa 5271 sayılı CMK’nın 150/2. Maddesi uyarınca atanan zorunlu müdafii için suça sürüklenen çocuktan vekalet ücreti alınmasına karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, içerisinde müdafii görevlendirilmesine ilişkin giderinde bulunduğu yargılama giderine ilişkin paragrafın tamamen çıkartılarak yerine “5 adet davetiye gideri olan 30 TL yargılama giderinin suça sürüklenen çocuktan alınmasına” cümlesinin eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
2-Kamu malına zarar verme suçundan kurulan hükme yönelik incelemede;
Suça sürüklenen çocuğun polis merkezindeki bekleme odasında bulunan güvenlik kamerasının hırsızlık amacıyla zorunlu olarak yerinden kopartılması suretiyle çalınmak istenen malın aynına zarar vermekten ibaret eylemin bir bütün halinde hırsızlık suçunu oluşturacağı gözetilmeden, sanık hakkında ayrıca mala zarar verme suçundan da mahkumiyet hükmü kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, suça sürüklenen çocuk müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.