Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/506 E. 2014/14882 K. 17.09.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/506
KARAR NO : 2014/14882
KARAR TARİHİ : 17.09.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Katılan …’un suç tarihinden önce Irak’ta çalıştığı sırada, sanık … ile tanıştığı 16/04/2006 tarihinde birlikte yolculuk yaparken sanık …’nın kendisine tarihi altınlardan bahsettiği, Türkiye’ye döndükten sonra sanık …’nın katılanı cep telefonu ile arayarak altınları tekrar gördüğünü uygun fiyata satacaklarını söylemesi üzerine katılanın Diyarbakır’dan Hassa ilçesi … beldesine geldiği, burada sanıklar … ve … ile kimliği tespit edilemeyen bir şahsın kendisini karşıladığı, sanık …’in cebinden bir avuç altına benzeyen madde çıkardığı, katılanın bunlardan bir tanesini alarak araştırmak için Diyarbakır’a döndüğü, elindeki maddeyi kuyumculara gösterdiği, tarihi olduğu söylenen maddenin altın olduğunun söylenmesi üzerine katılanın suç tarihinde … köyüne geldiği, burada sanık … ve kimliği tespit edilemeyen şahısla görüştükleri, katılanın yanındaki 650 $ ve 1.155 TL parayı kimliği tespit edilemeyen şahsa verdiği, bu şahsın ve sanık …’in katılana beklemesini söyleyerek uzaklaşıp bir daha geri dönmedikleri anlaşılan olayda; sanıkların eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturduğu yönündeki kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
1-Sanık … hakkında kurulan hükme yönelik incelemede,
a-Suç tarihinde 65 yaşını bitirmiş bulunan ve daha önce hapis cezasına mahkum edilmemiş olan sanık hakkında hükmedilen 10 ay kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın 5237 sayılı TCK’nın 50/3.maddesi gereğince aynı maddenin 1. fıkrasında öngörülen

seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesi zorunluluğu gözetilmeden yazılı şekilde sözkonusu maddenin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,
b-5237 sayılı TCK’nın 157. maddesi uygulanması sırasında “takdiren alt sınırdan ayrı bulduğu yanıldığı halde alt sınırdan hüküm kurulması ve hapis cezasının yanında adli para cezasına da hükmolunması gerektiğinin gözetilmemesi,
c-5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan yalnızca kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8.maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; aynı kanunun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış hakların saklı tutulmasına,
2-Sanık … hakkında kurulan hükme yönelik incelemede,
5237 sayılı TCK’nın 157. maddesi uyarınca, hapis cezasının yanında adli para cezasına da hükmolunması gerektiğinin gözetilmemesi, aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan yalnızca kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarına ilişkin hak yoksunluğunun, aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilmeye kadar uygulanabileceği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8.maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; ancak, yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca 1. fıkranın c bendinde yer alan kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” cümlesi eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 17.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.