Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/1971 E. 2014/17884 K. 03.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/1971
KARAR NO : 2014/17884
KARAR TARİHİ : 03.11.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık, sahtecilik
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
5237 sayılı TCK’nın 158/1-i. bendinde, serbest meslek sahibi kişiler tarafından mesleklerinden dolayı kendilerine duyulan güvenin kötüye kullanılması suretiyle işlenmesi hali nitelikli dolandırıcılık olarak kabul edilmiş,193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65/2. maddesinde serbest meslek faaliyeti sermayeden ziyade şahsi mesaiye ilmi veya mesleki bilgiye veya ihtisasa dayanan ve ticari mahiyette olmayan işlerin işverene tabi olmaksızın şahsi sorumluluk altında kendi nam ve hesabına yapılmasıdır” şeklinde tanımlanmış, aynı kanunun 66. maddesi ise “Serbest meslek faaliyetini mutat meslek halinde ifa edenler serbest meslek erbabıdır” denilmiştir. Aynı kanunun 37. maddesinin 4. bendinde ise, gayrimenkullerin alım, satım ve inşa işleriyle uğraşanların bu işlerinden … kazançların bu kanunun uygulanmasında ticari kazanç sayılacağı belirtilmiştir. Kanunda kendi nam ve
hesabına mesleğin gerektirdiği etik kurallara uygun olarak çalışması gereken kişilerin toplumda kendilerine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle dolandırıcılık suçunu işlemeleri hali nitelikli dolandırıcılık olarak düzenlenmiş ise de, bu bendin uygulanabilmesi için failin serbest meslek mensubu olması ve dolandırıcılık suçunu da mesleği gereği kendisine duyulan güveni kötüye kullanmak suretiyle işlemesi gerekir.
Sanıklardan … adına kayıtlı bulunan … Otomotiv isimli şirketin faal olmamasına rağmen sanık …’nin bu şirketin kaşesini kullanarak şirket adına katılan …’den aldığı araç karşılığında 20.04.2004 ödeme tarihli, 3.750,00 TL bedelli bonoyu düzenleyerek şirket yetkilisiymiş gibi imzaladığı, satın alınan bu aracın satışı için sanık …’ın da aldığı vekâlet ile aracı üçüncü kişiye sattığı, suça konu senetteki yazı ve imzaların sanık …’ün eli ürünü olduğunun iddia edildiği olayda;
1-Sanık … hakkında kurulan hükümlere yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın yokluğunda verilen hükmün 11.11.2010 tarihinde kendisine tebliğ edilmiş olmasına rağmen, yasal süresi geçtikten sonra yapmış olduğu 23.11.2010 tarihli temyiz inceleme başvurusunun, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Sanık … hakkında sahtecilik suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
3-Sanıklardan … hakkında resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık; sanık … hakkında dolandırıcılık suçlarından kurulan hükümlere yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
a)Sanık … hakkındaki hükümlerin incelenmesinde;
Sanık …’nun aşamalardaki tüm savunmalarında, kendisinin olaya hiç karışmadığını ve çiftçilik yaptığını belirterek suçlamaları kabul etmemesi, katılanın aracı sattığı kişilerin sanık … ile temyiz dışı … olduğunu, … ile herhangi bir görüşmesinin bulunmadığını belirtmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın suça konu olaya iştirak ettiğine dair, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği gözetilmeden, resmi belgede sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından beraatı yerine, yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,
b)Sanık … hakkında dolandırıcılık suçundan kurulan hükme yönelik yapılan temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
ba) Sanığın 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’nun 65. ve 66. hükümleri gereğince serbest meslek sahibi kişilerden sayılamayacağı gözetilmeden, TCK’nın 157. maddesi yerine aynı kanunun 158/1-i. maddesi gereğince cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi,
bb) Kabule göre de; hapis cezasının alt sınırdan tayin edilmesine rağmen, adli para cezasının belirlenmesi sırasında, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeye dayanılarak tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle sanık hakkında fazla ceza tayin edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı kanunun 325. maddesi gereğince 3-b bendinin temyiz istemi reddedilen sanık …’ya sirayetine, 03.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.