Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/20276 E. 2014/13435 K. 07.07.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/20276
KARAR NO : 2014/13435
KARAR TARİHİ : 07.07.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın, 21.12.2010 tarihli karara karşı 20.04.2011 tarihinde eski hale getirme talebinde ve temyiz isteminde bulunduğu anlaşılmakla, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken CMUK’nın 311. maddesi hükmüne göre eski hale getirme talebi ile birlikte temyiz isteminde bulunulmuş olması halinde bu talebi inceleme merciinin Yargıtay’ın ilgili dairesi olması karşısında, Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin eski hale getirme ve temyiz talebinin talebinin kabulüne ilişkin27.04.2011 tarihli ek kararlarının hukuki değerden yoksun bulunduğu kabul edilip bu karar kaldırılmak suretiyle yapılan incelemede,
Yokluğunda hüküm kurulan sanığa 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 21. Maddesi uyarınca 11.04.2011 tarihinde tebligat yapılmış ise de, tebligat evrakında haber verilen en yakın komşusunun imzasının bulunmaması ve komşusunun isminin belirtilmemesi nedeniyle yapılan tebliğ işleminin Tebligat Kanunu’nun 21. maddesine göre geçersiz olduğu anlaşılmakla, temyiz isteminin öğrenme üzerine ve süresinde olduğu belirlenerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de; “Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat, verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü, yeni ticari ilişkiler, internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle, klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için, dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların, ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Sanığın, sofra bezi satın aldığı katılan …’a suça konu Akbank ….. Şubesine ait, keşidecisi diğer katılan … olarak görünen 30.07.2007 tarihli 2.000,00 TL bedelindeki çeki verdiği, çekin bankaya ibrazında karşılığının ödenmemesi üzerine …’ın, … hakkında karşılıksız çek keşide etme suçundan şikayetçi olduğu, …’in toplam 187 adet boş çek yaprağının çalındığı gerekçesi ile ödemeden yasaklama talimatı verdiğinin anlaşıldığı, bunun üzerine katılan ….’a suça konu çeki veren sanık hakkında soruşturma yapılarak kamu davasının açıldığı somut olayda;
1- Sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;
Çek hesabı sahibi katılan …’in suça konu çekin elinden rızası dışında çıktığını beyan etmesi, 12.10.2010 tarihli bilirkişi raporuna göre de bahsi geçen çekteki keşideci imzasının katılanın eli ürünü olmadığının, sahteciliğin iğfal kabiliyetinin bulunduğunun belirtilmesi ile aynı yöndeki mahkeme gözlemine göre resmi belgede sahtecilik suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2- Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinde;
İddianame anlatımı ile ifadesine başvurulanların, özellikle de çeki sanığın mal aldığı katılan …’a götüren şoförü tanık …’in aşamalardaki değişmeyen ifadelerinden çekin alış veriş sırasında mı yoksa alış verişten sonra mı verildiği hususunun aydınlığa kavuşturulamadığı anlaşılmakla, suçun unsurlarının tespiti bakımından bu yönde araştırma yapılarak sonucuna göre sanığın hukuki durumunun tayin ve tespiti gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 07.07.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.