Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2014/13244 E. 2014/12277 K. 18.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2014/13244
KARAR NO : 2014/12277
KARAR TARİHİ : 18.06.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet, beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Hükmolunan cezaların miktarına nazaran sanık … müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen, kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi, nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum ya da kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının, ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Sanık … ile …’in bir emlakçı bürosu açtıkları, bu emlakçı bürosunun penceresine T.C. … adına daire devir işlemleri yapmaya yetkili emlakçı olduklarına dair yazılar astıkları ve aynı şekilde çevreye kartvizitler dağıtıp sözlü olarak da duyurdukları, sanık …’in, kendisini TOKİ’yle bağlantılı yetkili mühendis olarak, sanık …’in de kendisini sanık …’in şoförü olarak tanıttığı, ancak sanık …’in bir süre sonra işyerine gelen kişilerle tek başına görüşüp kendisini bazı kişilere koordinatör, bazı kişilere de TOKİ’de müdür yardımcısı olarak bazen de mühendis … şoförü olarak tanıttığı, sanıkların, bazı işyerlerine, evlere ve kahvehanelere giderek yaptıkları iş hakkında bilgi verdikleri, bu kişilere ve emlakçı dükkanına gelen şahıslara, TOKİ’den çekilen kura sonucu daire almaya hak kazananlardan bir kısmının taksitlerini ödeyemediğini, bir kısmının da daire sahibi olabilmek için gerekli şartları taşımadığını, bir kısmının ise dairelerini devretmek istediklerini söyleyerek dairelerini devreden kişilerle devralmak isteyen şahıslar arasında TOKİ’nin kendilerine verdiği yazılı ve resmi yetki belgesi ile bu devir işlemine aracılık yaptıklarını beyan ettikleri, inandırıcılık sağlamak için de daireleri devralmak için gelen kişilere Tuzla Aydınlı ve Halkalı’da bulunan TOKİ konutlarındaki örnek daireleri gösterdikleri, işyerine gelen kişilerden başvuru evrakı olarak nüfus cüzdanı, ikametgah senedi, maaş bordrosu ve 4 adet fotoğrafla birlikte peşinat olarak 4.000 ile 5.000 TL arasında değişen rakamlarda para istedikleri, kalan parayı da 10-15 yıl boyunca aylık taksitler halinde ödeyeceklerini söyledikleri, sanıkların, bu belgeler ile paraları aldıktan sonra tamamen sahte olarak düzenlenmiş üzerinde T.C. … logo ve antetini taşıyan devir protokolleri, daire sözleşmeleri, TOKİ devir işlemi gibi belgeleri imzalattırdıkları, bu belgelerde dairelerini devreden kişilerin imzalarının bulunmadığı gibi TOKİ mühendisi veya yetkilisi olarak isim ve imzaları bulunan kişilerin de gerçekte TOKİ’de çalışmadıkları, imza ve kaşelerin sahte olduğu, sanıkların bu şekilde 143 kişiden 4.000 ile 5.000 TL arasında değişen miktarlarda peşinat adı altında para aldıkları, bu devir sözleşmesini imzalayan mağdurlardan birisi olan katılan …’nin durumdan şüphelenmesi üzerine kendisine dairesini devreden olarak bildirilen … ‘a ulaştığında gerçek durumu öğrendiği, katılan …’nın polise ihbarı üzerine işyerinde yapılan aramalarda çok sayıda sahte TOKİ devir protokolleri ele geçirildiği, yapılan soruşturma sonucunda, bu belgelerde devreden olarak görünen kişilerden … haricindeki şahısların isim ve vatandaşlık numaralarının hayali olduğu, sanık Sebahatin’in TOKİ ile herhangi bir bağlantısı bulunmadığı ve devir sözleşmelerindeki imzaların da sanık …’in eli ürünü olduğu, sanık … bu şekilde 143 kişiye karşı nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını; sanık …’in ise aynı mahkemenin 2010/414 E. sayılı dava dosyasında karar verilmeyen 12 mağdura yönelik eylemi nedeniyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği iddia olunan somut olaylarda;
1- Sanık … hakkında katılan …’ya yönelik nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanığın, TOKİ çalışanı olup, soruşturma aşamasında şikayetçi olarak ifadesi alınan …’ya yönelik herhangi bir eylemi olmaması, bu kişiden haksız menfaat temin etmemiş olması karşısında katılan …’ya yönelik nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre O yer Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle ile hükmün ONANMASINA,
2- Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik; sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçlarından verilen diğer kararlara ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Sanık …’in 131 mağdura yönelik eylemi nedeniyle resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçlarından yargılandığı aynı mahkemenin 2010/414 E. ve 2013/209 K. sayılı dava dosyasındaki savunmalarında, diğer sanık …’in kendisini de dolandırdığını, yapılan işlemlerin yasal olarak yapıldığını sandığını, sanık …’in şoförü olduğunu ve onun talimatıyla hareket ettiğini, mağdurların pek çoğunun komşusu ve arkadaşı olduğunu, suçlamayı kabul etmediğini beyan etmesi, sanık …’in ise duruşmada verdiği savunmasında eylemleri sanık … ile birlikte işlediklerini, sahtecilik ve dolandırıcılık eylemlerinden haberdar olduğunu belirtmesine rağmen sonradan cezaevinden gönderdiği dilekçelerde sanık …’in dolandırıcılık olaylarından haberdar olmadığını beyan etmesi, ekspertiz raporuna göre de, belgeler üzerindeki imzaların sanık …’e ait olması karşısında, yargılamanın yüz yüze yapılması ilkesi de gözönüne alınarak sanık …’in savunma hakkının kısıtlanmaması ve maddi gerçeğin kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; temyiz incelemesine konu bu dava dosyası ile sanık …’in 131 mağdura yönelik eylemleri nedeniyle yargılandığı aynı mahkemenin 2010/414 E. sayılı dava dosyası getirtilerek her iki sanığın savunması birlikte alındıktan sonra sanıkların fikir ve eylem birliği içerisinde hareket edip atılı suçları birlikte işleyip işlemediklerinin karara bağlanması ve sanıkların, birbirleriyle yakın akraba, komşu veya aynı işyerinden arkadaş olan mağdurlara yönelik dolandırıcılık eylemlerini tek bir fiille gerçekleştirip gerçekleştirmedikleri, mağdurların ayrı ayrı ya da birlikte sanıklarla karşılaşıp karşılaşmadıkları araştırılarak eylemlerinin ayrı ayrı suçlar mı yoksa teselsül eden suçlar mı olup olmadığı tartışılıp her iki dava dosyası birleştirildikten sonra sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde eksik incelemeyle hüküm kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, O yer Cumhuriyet savcısı, sanık … müdafii ve sanık …’in temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 18.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.