YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/1978
KARAR NO : 2014/17244
KARAR TARİHİ : 27.10.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli,olayın özelliği,fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu,kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanık …’in, daha önce tanımadığı ve altmış yaşlarında olan katılanın yanına gelerek sigarasına ateş istedikten sonra katılana sigara ikram etmek suretiyle ayak üstü sohbet ettikleri, katılana, “gel, biraz ilerde güzel bir bayan var, sana onu ayarlayayım” diyerek koluna girdiği, bir evin bulunduğu yere götürdükten sonra, bayanın telefon numarasını alma bahanesiyle eliyle gösterdiği apartmana doğru yürümeye başladığı, daha sonra katılanın yanına geri döndüğü, bu arada diğer sanık …’in, katılan ve sanık …’in bulunduğu yere gelip kendisinin polis olduğunu söyleyerek, her ikisine birden kimlik sorduğu, bu durumdan önceden haberi olan sanık …’in bilerek panik yaptığı, bundan etkilenen katılanın da de panikleyerek kimliğini verdiği, sanığın, sahte olup olmadığını kontrol amaçlı olarak her ikisinin de paralarını isteyerek aldığı, sanık …’in, katılan ve yanındaki diğer sanığın, bayanları taciz ettiğini söyleyerek, haklarında işlem yapacağını belirterek, kendilerini karakola götüreceğini söylediği, sanık …’in, yakındaki bir caminin yanından geçerek, “burada iki rekat namaz kılın, tövbe edin, sizi karakola götürmekten vazgeçeceğim” dediği, katılanın bu sözlere inanarak camiye girdiği, namazdan çıktıktan sonra, her iki sanığın da olay yerinde olmadığını gördüğü, sanıkların daha önce de birlikte benzer suçları işlemiş olmaları nedeniyle birbirlerini tanıdıkları, katılanın, sanıkları teşhis ettiği, böylece sanıkların eylem ve fikir birliği içinde hareket etmek suretiyle katılan aleyhine haksız menfaat temin ederek dolandırıcılık suçunun işleklerinin iddia edildiği olayda, sanık ve katılan beyanları ile tüm dosya kapsamına göre, suçun sanıklar tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Dolandırıcılık suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır. Somut olayda, sanıkların birlikte hareket ederek, katılanı, sanık …’in gerçekte polis olduğuna inandırdıkları, katılanın, uygunsuz işler yaptığını iddia ederek, namaz kılması ve tövbe etmesi halinde karakola götürmeyeceğini söyleyerek hileli hareketler sergilemek suretiyle parasını ve kimliğini alarak ortadan kayboldukları, bu nedenle dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarının oluştuğu; tebliğnamede adı geçen tanıkların olayla ilgilerinin bulunmadığı ve dinlenilmelerinin davanın sonucuna bir bir etki yapmayacağı, ayrıca; dosya içinde bulunan ve yeterli bilgileri içeren adli sicil kayıtlarına göre, sanıkların cezalarının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, ilgili belgelerin getirtilmesinin sonuca bir etkisinin olmayacağı dikkate alınarak, tebliğnamadeki bozma düşüncelerine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanıkların yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
2- Belirlenen gün para cezası, adli para cezasına çevrilirken, uygulama maddesi olarak 5237 sayılı TCK’nın 52/2 maddesinin yanısıra, uygulama yeri bulunmayan, aynı Kanun’un 50/1-a maddesi yazılarak 5271 sayılı CMK’nın 223/6. maddesine muhalefet edilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkralarından, 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek ve hüküm fıkrasından “TCK 50” ibaresinin çıkartılması suretiyle hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 27/10/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.