YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/19079
KARAR NO : 2014/12449
KARAR TARİHİ : 19.06.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dini inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Sanıkla birlikte hareket eden ve açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen bir şahsın evinden çıkmakta olan katılanın yanına giderek “çocuğu olmayan gelinim için yardım edebilir misin ?” dediği, bunun üzerine katılanın bu şahsa 1 TL yardımda bulunduğu,
daha sonra bu kişinin katılana hitaben “sen iyi niyetlisin, ben sana dua okuyayım, sana iyi gelir“ diye söylediği, akabinde katılandan yumurta getirmesini istediği, katılanın da getirmesi üzerine “senin kızına büyü yapmışlar, kızının takılarını getir büyüyü bozayım” dediği, katılanın bu sözlere inanarak kızına ait 1 adet altın yüzük, 1 adet altın yonca, 1 adet altın künye, 3 adet çeyrek altın, 4 adet altın bilezik, 1 adet altın künye ve 100 TL’yi getirerek sanıkla yanındaki şahsa verdiği, bilahare sanıkla yanındaki kişinin dua okuyup altın takıları ve parayı bir beze sardıkları, katılana da kendileri gitmeden bezi açmamasını, daha sonra bezi yıkaması halinde büyünün bozulacağını söyledikleri, katılanın da sanık ve yanındaki kişinin olay yerinden gitmesinden sonra bezi açtığında içine koyduklarını düşündüğü altın ve paranın yerinde olmadığını, sanık ve yanındaki kişi tarafından alındığını görerek dolandırıldığını anladığının iddia edildiği olayda, sanık savunması, katılan ifadesi, teşhis tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Sanığın, büyü bozma vaadiyle katılandan aldığı altınları ve parayı bir beze sardığı intibahını uyandırarak hile ile alıp götürmesinden ibaret eyleminin, TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğunun anlaşılması karşısında, tebliğnamedeki bozma isteyen düşünceye iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Hapis cezası alt sınırdan tayin edildiği halde adli para cezası belirlenirken yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin, aynı gerekçeyle tam gün sayısının asgari hadden uzaklaşılması suretiyle belirlenerek sanığa fazla ceza tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8.maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “120 gün”, ”100 gün” ve “2000 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerlerine, sırasıyla “5 gün“, “4 gün” ve “80 TL“ adli para cezası ibarelerinin eklenmesi suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 19.06.2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.