YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/993
KARAR NO : 2014/15282
KARAR TARİHİ : 23.09.2014
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır. Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile, doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Olay günü sabah saatlerinde müştekinin maaşını çektikten sonra yolda yürürken karşısına çıkan sanık …’un müştekiyi tanıyormuş gibi bir süre sohbet ettiği, müştekiye babasının öldüğünü ve hayır yapacak yer aradığını söylediği, bunun üzerine müştekinin mahallede cami yaptıracaklarından bahisle, “oraya yardım ederseniz iyi olur” dediği, bu konuşmalar sonrasında diğer sanık …’in yanlarına geldiği ve hazırladıkları mizansen gereği sanık …’a hitaben “hadi hoca geldi, hoca parayı okutacak teminat olarak para istiyor” dediği, bu sözler üzerine sanıklara güvenen ve onların hayır işi yapacağına ve hatta camilerine yardım yapacağına inanan müştekinin sözde hocanın hayır parasına dua etmek amacı ile teminat para olarak istediğine inanarak, sanıklara 1970 TL ile 150 Euro’yu sanık …’a verdiği ve sanık …’un bir apartmanın içine girdiği, müştekinin yanında kalan diğer sanık …’in katılana “tamam binaya gir, üçüncü kata çık paranı al” diyerek müştekiyi binaya soktuğu ve daha sonra her iki sanığın ortadan kaybolduğu, sanıkların bu şekilde üzerlerine atılı suçu işlediklerinin iddia edildiği olayda,
1-Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik yapılan temyiz incelemesinde,
Sanığın, mahkemede alınan savunmasında üzerine atılı suçu işlediğini ikrar etmesi karşısında, hakkında verilen mahkumiyet kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2-Sanık … hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen mahkumiyet kararına yönelik yapılan temyiz incelemesinde,
Sanığın hükümden sonra 15/05/2012 tarihinde öldüğünün UYAP’tan temin edilen nüfus kaydından anlaşılması karşısında, hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşürülmesine karar verilip verilmeyeceğinin mahkemesince değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenle, 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 23.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.