YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/22443
KARAR NO : 2014/13531
KARAR TARİHİ : 07.07.2014
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet
Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanığın yokluğunda kurulan hükmün son kısmında yer alan kanun yolu açıklamasında, “temyiz süresinin tefhim ve tebliğden itibaren başlayacağı şeklinde yanlış anlamaya neden olacak ifadelere yer verilmek suretiyle, Anayasa’nın 40/2, 5271 sayılı CMK’nın 34/2, 231/2 ve 232/6. maddelerinde belirtilen ilkelere göre; başvurulacak kanun yolu ile ilgili sürenin başlangıcının ve başvuru şeklinin tereddüte yer bırakmayacak biçimde açıkça gösterilmediğinin anlaşılması karşısında; yargılama aşamasında bulunmayan müdafiinin öğrenme üzerine yaptığı 15.12.2009 tarihli temyiz isteminin süresinde olduğunun kabulü ile yapılan temyiz incelemesinde;
Mahkeminin, 14.01.2009 tarihli ek kararı ile sanığın mağdurların zararını gidermediği gerekçesi ile hükmün açıklanmasının geri bırakılamayacağına karar verilmesi karşısında bu yönde bozma isteyen tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır.
Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.
Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Katılan … …’nın babası …’nın oğlu olan …’nın ….’da tutuklu olduğu, sanığın telefon açarak …’nın tutuklanmasına neden olan … …’i konuşturup kendilerine yardımcı olabileceğini söylemesi üzerine katılanların sanık ile görüştüklerinde; sanığın, …’e içki içirip konuşturarak söylediklerini kaydetmek için görüntülü bir cep telefonu ile masraflar için bir miktar para istediği, katılanların 900,00 TL değerindeki cep telefonu ile 200,00 TL parayı verdikleri sanıktan bir daha haber alamadıkları somut olayda; sanığın Habib Kemikler ile görüşmek için ….’a gidip geldiğini, ancak … …’i ikna edemediğini, cep telefonunu sattığını, parayı harcadığını beyan etmesi karşısında dolandırıcılık suçunun oluştuğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine,ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2007/10-108 E., 2007/152 K. sayılı ilamında da belirtildiği gibi yasa koyucunun ayrıca adli para cezası öngördüğü suçlarda, hapis cezasının alt sınırdan tayini halinde mutlak surette adli para cezasının da alt sınırdan tayini gerektiği yönünde bir zorunluluk bulunmamasına rağmen, yeterli ve yasal gerekçe gösterilmeksizin adli para cezasının alt sınırın üzerinde 200 tam gün olarak tayin edilmesi ;
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “200 gün”, ve “4000,00 TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkartılarak yerine, sırasıyla “5 gün”, ve “100,00 TL” ibaresi eklenmek suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 07.07.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.