Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/4120 E. 2014/20255 K. 03.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/4120
KARAR NO : 2014/20255
KARAR TARİHİ : 03.12.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, ayyaşlık veya bunlara benzer durumlarda bulunma dolayısıyla, fiil ve hareketlerin saikini ve sonuçlarını doğru olarak algılayamayan kişilerin dolandırılması, TCK’nın 158/1-c bendiyle ağırlaştırıcı neden kabul edilmiştir.
Algılama yeteneğinin zayıflığından yararlanmak suretiyle kişilerin aldatılması daha kolaydır. Algılama, duyu organları aracılığıyla, olay, nesne ve ilişkileri birbirinden ayırt etme demektir. Yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk, uyuşturucu etkisinde bulunma ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olan kişilerin aldatılması suçun konusudur.
Mağdurda zayıf da olsa bir irade, zayıflamış bilinç var olmalıdır. Akla uygun davranma demek, belli bir olay karşısında normal insanlardan çoğunun izleyeceği davranışa uygun hareket etmek demektir. Hâkim, somut olayın mahiyetini, kişinin içerisinde yaşadığı sosyal çevreyi, gelişme derecesini, muhakeme ve fikrî becerisini göz önünde tutarak değerlendirme yapacaktır.
Algılama yeteneğinin çok zayıf olması veya hiç olmaması halinde, aldatılması gereken bir irade söz konusu olmayacağından dolandırıcılık suçundan bahsedilemeyeceğinden hırsızlık suçu söz konusu olacaktır. Ceza sorumluluğu olmayan 12 yaşını bitirmemiş çocukların ve tam akıl hastalarının yaptıkları hareketlerin anlam ve sonuçlarını bilemeyeceklerinden aldatılmalarından ve dolandırılmalarından bahsedilemez. 12 yaşını tamamlayıp 15 yaşını tamamlamayan çocukların algılama yeteneklerinin bulunup bulunmadığı araştırılarak, bulunmaması halinde eylem, hırsızlık suçunu oluşturacaktır. Fail, bilerek mağdura uyuşturucu madde vererek veya sarhoş ederek onun algılama yeteneğini azaltmış ise ve oluşturulan bu zayıflık anında mal alınmışa eylem, TCK’nın 148/3. maddesi kapsamında mefruz cebir kapsamında değerlendirileceğinden yağma suçunu oluşturacaktır.
Somut olayda; tedavülde bulunmayan yabancı paralarla yaşlı şahısları daha kolay kandırıp dolandırmayı başlangıçta planlayan sanıkların, bunun için kiraladıkları bir araçla İzmir’den hareket edip Selçuk’a geldikleri, aracı sanık …’un kullandığı, burada adli tıp kurul raporuna göre algılama yeteneğinin az olan katılan ile karşılaştıkları, her iki sanığında katılana cenazeleri olduğunu söyleyerek adres sordukları, sanık …’in araçtan inerek katılanın yanına geldiği, üzerinde bulunan 1500 Brezilya Cruzdosunu tedavüldeki Alman parası diyerek katılana verdiği, katılandan da 300 TL para aldığı, sanıkların bu şekilde atılı nitelikli dolandırıcılık suçunu işledikleri somut olayda;
1- Sanık … hakkında kurulan hükme yönelik olarak yapılan temyiz incelemesinde;
Sanıkların savunmaları, katılanın iddiası, tanık …’nun beyanı, Adli Tıp raporu, Merkez Bankası…Şubesince düzenlenen sahte banknot ve efektif inceleme komisyonu raporu ile tüm dosya içeriğinden sanığın atılı nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Tekerrüre esas mahkumiyeti bulunan sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesinin uygulanmaması aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
2- Sanık … hakkında kurulan hükme yönelik olarak yapılan temyiz incelemesinde;
Sanıkların savunmaları, katılanın iddiası, tanık …’nun beyanı, Adli Tıp raporu, Merkez Bankası… Şubesince düzenlenen sahte banknot ve efektif inceleme komisyonu raporu ile tüm dosya içeriğinden sanığın atılı nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5275 sayılı Kanunun 108. maddesinin 3. fıkrasında “ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda, hükümlü koşullu salıverilmez” düzenlenmesine yer verilmiştir. Sanık hakkında birinci tekerrür şartlarının oluşması nedeniyle tekerrür hükümleri uygulandıktan ve tekerrür uygulanan mahkûmiyet kesinleştikten sonra, yeniden tekerrür hükümlerinin uygulanmasını gerektiren bir suçun işlenmesi halinde ikinci kez tekerrür hükümleri uygulanacak ve hükümlü artık koşullu salıvermeden yararlanamayacaktır. Ancak, ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için, ilk kez mükerrirlere özgü infaz rejiminin 5237 sayılı TCK’nın 58. maddesi kapsamında uygulanması gerekir. Somut olayda; ilk mükerrirliğin, 765 sayılı TCK’nın 81. maddesi ile oluşması ve bu suretle önceki cezanın arttırılması nedeniyle buna dayanılarak sanık hakkında ikinci defa mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanması,
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA, ancak bu aykırılık aynı Kanun’un 322. maddesi gereğince yeniden yargılamayı gerektirmediğinden hükümden sanık hakkında TCK’nın 58 ve 53. maddelerinin uygulanmasına ilişkin 8. ve 9. bölümlerin tamamen çıkartılması ve yerlerine sırasıyla “sanığın Soma 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 13.12.2005 tarih, 2005/257 esas, 2005/367 karar sayılı 02.04.2007 de kesinleşen kararına konu 1 yıl 2 ay hapis cezası ile mükerrir olduğu anlaşıldığından 5237 sayılı Kanunun 58. maddesi uyarınca cezasının mükerrirlere özgü infaz rejmine göre çektirilmesine, cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin uygulanmasına” ve “5237 sayılı Kanunun 53. maddesinin uygulamasıyla ilgili paragrafa 5237 sayılı Kanunun 53. maddesi 1. fıkrasının a.b.d.e bendinde yer alan haklardan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar, 5237 sayılı Kanunun 53. maddesi 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan koşullu salıvermeye kadar yoksun bırakılmasına cümlesi eklenmek suretiyle suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 03.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.