Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/22480 E. 2014/13532 K. 07.07.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/22480
KARAR NO : 2014/13532
KARAR TARİHİ : 07.07.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, görevi kötüye kullanma, tehdit
HÜKÜM : Beraat

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı,sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın, 158. maddenin ikinci fıkrasında yer alan,bu düzenlemeyle failin,kamu görevlileriyle ilişkisi olduğunu, onlar nezdinde hatırı sayıldığını ileri sürerek ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin etmesi nitelikli dolandırıcılık kabul edilmektedir. Suçun maddi unsuru, kamu görevlileri yanında hatıra sayıldığının, onlarla ilişkisi bulunduğunu iddia ederek, yapılacak aracılık karşılığında kamu görevlisine verilmek üzere, para veya başkaca menfaat almak, kabul etmektir.
Kamu görevlisi, TCK’nın 6. maddesinde tanımlanmış ve açıklanmıştır. Bu suçun meydana gelmesi için,suç konusunun resmî nitelikte bir iş olması ve failin kamu görevlileriyle ilişkisi olduğundan bahsederek dolandırıcılık eylemini gerçekleştirmesi gerekir. Faildeki ahlaki kötülüğün,yalnız başkalarını dolandırmakla kalmayıp,aynı zamanda kamu görevlilerini şüphe altına sokmasındaki vahameti, suçu nitelikli hâle getirmiştir.Bu iddia yapıldığında, o kamu görevlisinin gerçekten var olup olmadığı, yada o işi yapmaya yetkili bulunup bulunmadığının bir önemi yoktur. Ancak nüfuzdan faydalanacağı söylenen kişinin kamu görevlisi olması gerekir. Kamu görevlisi sayılmayan bir kişiyle ilişkisinden dolayı bir yarar sağlanması halinde bu nitelikli hal uygulanmayacaktır. Kamu görevlisinin taraflarca tanınan ve bilinen bir görevli olması aranmaz. Asıl olan tarafların anladıkları ve anlattıkları memurun makam olarak belirlenebilen bir görevli olmasıdır. Failin mağdurdan sağladığı çıkarı….başsavcısına, …kaymakamına, vereceğim şeklindeki beyanında Başsavcının, Kaymakamın kişi, makam ve görev olarak yeterince belirliliği bulunmaktadır. Failin, belirli bir memur yanında hatırı sayıldığından bahsedilmeksizin, bakanlardan, milletvekillerinden, hakimlerden, tanıdıkları olduğu ve işi halledeceğini söyleyerek çıkar sağlanması halinde basit dolandırıcılık söz konusu olacak ve TCK’nın 158/2. maddesi uygulanmayacaktır. Keza, failin, belli bir memur yanında hatırı sayıldığından söz etmeksizin kendisini Kamu kurumunda görevli (müfettiş, genel müdür vb.)olarak tanıtıp müştekinin tayinini yaptırabileceğini söylemesi halinde eylemi, basit dolandırıcılık suçunu oluşturacaktır.
Kamu görevlisine gerçekten ve onun bilgisi içinde çıkar sağlanmış ise eylem rüşvet suçunu oluşturacaktır.
Katılanın ortağı olan …’ın amcasının eroin ticareti yapmak suçundan tutuklandığı ve aynı suç ile ilgili olarak …’ın da aranması nedeni ile emekli istihbaratçı polis olduğunu bildiği sanık … ile görüştüğünde sanık …’ın tanıdığı bir emekli vali olduğunu söyleyip kendilerini danışmanlık bürosu olan sanık …’a götürdüğü, burada kendisini emekli vali olarak tanıtan …’ın 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı…. Bey ve Cumhuriyet savcısı …. ile görüştüğünü, endişeye gerek olmadığını, …’ın ertesi gün … Adliyesi’ne gidip ifade vermesi gerektiğini söylemesi üzerine …’ın savcılığa müracaat ettiği, oradan narkotik şubeye gönderildiği, ertesi gün tanık …’ın kendilerine 13. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanının yeğeni olarak tanıtılan avukat sanık … ile Cumhuriyet savcısı huzurunda ifade verdikten sonra sevk edildiği mahkemece tutuklandığı, bu sırada …’ın masraf adı altında katılandan 30.000,00 TL para aldığı, bir kaç gün sonra da sanık … …’ın kefalet parası olarak 40.000,00 TL daha para istediği, bunun üzerine katılanın avukat olan sanığa 10.000,00 TL para verdiği, böylece daha önceki verdiği para ile birlikte 40.000,00 TL kefalet ücretini ödemiş olduğu, ilerleyen günler de de avukat olan sanığa 10.000,00 TL vekalet ücreti verdiği, ortağının tahliye olmaması üzerine sanık …’ı aradığında ertesi gün kendisini mahkeme başkanı…. Bey ve Cumhuriyet savcısı… ile buluşturacağını söylediğini, avukat sanık …’in yanında birisi sivil, diğeri takim elbiseli ve yakasında adliyeye ilişkin rozet olan iki kişi ile katılanı tanıştırdığı, takım elbiseli olanı savcı sanan katılanın durumun ne olduğunu sorduğu, bu şahsın kendisine “vergi kaydın var mı işyeri açma ruhsatın var mı, fotokopilerini getir, eksik evrak var” dediğini, ertesi gün Cumhuriyet savcısı… ile görüşmeye gittiğinde kendisi ile konuşan şahsın savcı olmadığını, dolandırıldığını anladığı, durumu …’a anlatınca sanığın katılana 20.000,00 TL parasını protokol ile geri verdiği, sanık …’ın ise katılana hitaben “benim babam başsavcı …’in arkadaşıdır, senen kelleni kopartırım, şikayet falan edemezsin” dediğinin iddia edildiği somut olayda; sanık …’ın katılanı sanık … ile tanıştırmaktan başka ilerleyen eylemlere katıldığı ve maddi bir menfaat temin ettiğine, sanık ……’ın ise katılanı tehdit ettiğine dair soyut iddia dışında herhangi bir delilin elde edilmemiş olması, dosya içerisine alınan …’nın İstanbul CMK’nın 250. maddesi ile yetkili Cumhuriyet savcısı huzurundaki 15.09.2009 tarihli savunmasında ve İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki aynı tarihli sorgusunda avukat olan sanık …’ın hazır bulunması, akabinde … hakkındaki tutuklama kararına itiraz ettiğinin anlaşılması karşısında sanığın görevi nedeni ile gerekli işlemleri yaptığı, vekalet ücreti talep etmesinin doğal olduğu, katılanın sanık …’ın ortağı …’yı tahliye ettireceği yönünde güven telkin edip para almak için kendisini hakim ve Cumhuriyet savcısı diye iki şahısla tanıştırıp kandırdığını iddia etmesine ve sanık …’ın sanığı kandırarak para aldığına yönelik katılanın bu iddiasını doğrulayan üzerlerine atılı suçları işlediklerine yönelik her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı deliller elde edilmediği gerekçesi ile verilen beraat kararlarında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA, 07.07.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.