Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/3979 E. 2014/20292 K. 03.12.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3979
KARAR NO : 2014/20292
KARAR TARİHİ : 03.12.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Sanık hakkında hükmolunan ceza miktarına nazaran, sanık müdafilerinin duruşmalı inceleme talebinin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 318. maddesi uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Güveni kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için; failin bir malın zilyedi olması,malın iade edilmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere faile rızayla tevdi ve teslim edilmesi,failin kendisine verilen malı,veriliş gayesinin dışında,zilyedi olduğu malda malikmiş gibi satması, rehnetmesi tüketmesi,değiştirmesi veya bozması ve benzeri şekillerde tasarrufta bulunması ya da devir olgusunu inkar etmesi şeklinde, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.
Sanığın, Tekirdağ Barosu’na bağlı olarak serbest avukatlık yapmakta olduğu, 14.03.2006 tarihinde yapılan görevlendirme ile Hayrabolu Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2006/63 esas sayılı boşanma davasında Adli Yardım Yönetmelik hükümleri gereğince katılan … … vekili olarak atandığı, boşanma davasının kabulü ile birlikte davacı sıfatına sahip katılan … … lehine manevi tazminat ve tedbir nafakasına hükmedildiği, sanığın Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından hükmedilen tazminat ve nafakaya ilişkin gerekli tahsil işlemlerini yürüteceğini ve bu konuda icra takip dosyası açağını beyan ederek takip başlattığı, takip üzerine borçlu tarafın aylık olarak ödeme yaptığı, sanığın takip dosyasına birer aylık sürelerle yatırılmış olan paraları 21/02/2007 tarihinden 30/01/2009 tarihine kadar yaklaşık birer aylık periyotlarla toplam 2.600 TL olarak tahsil ettiği, ancak yapmış olduğu tahsilatlardan müvekkiline herhangi bir şekilde bilgi vermediği gibi, katılan … …’e bu süre zarfında para tahsil edemediğini beyan ettiği, katılanın eski eşinin düzenli ödeme yaptığını öğrendiği, yaklaşık iki yıllık süre içerisinde sanık tarafından katılana sadece 100 TL ödeme yapıldığının katılan tarafından beyan edildiği, sanığın tahsil ettiği paradan 600 TL aile mahkemesi boşanma vekalet ücreti, 863 TL icra vekalet ücreti ve 100 TL masraf olması nedeniyle yasal hakkı olarak aldığını, geri kalan miktarı makbuz olmaksızın katılana ödediğini beyan ettiği, yaptığı ödemelere dair belge sunamadığı gibi, aile mahkemesi kararında 600 TL vekalet ücretinin davacı sıfatına sahip katılana ödenmesine karar verildiği, kaldı ki Baro Başkanlığı’nın görevlendirme yazısında, avukatlık ücretinin Baro Başkanlığı tarafından peşin ödeneceğinin belirtildiği, icra dosyasında yapılan masrafın 44,90 TL olduğunun belirlendiği, katılanın ifadesinde, sanığın alacağı takibe koyması için aralarında ayrı bir sözlü anlaşma olmadığını beyan ettiği, bu suretle sanığın hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediğinin iddia ediliği olayda; sanık savunması, katılan ifadesi, tanık beyanı, icra dairesi yazıları, tahsilat ve paranın muhtelif tarihlerde sanık tarafından alındığına dair reddiyat makbuzları ve tüm dosya kapsamına göre, sanığın mahkumiyetine yönelik kabulde isabetsizlik görülmemiştir.
Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 155/2 maddesi gereğince “suçun işleniş biçimi, suça konu para miktarı, sanığın kastının yoğunluğu gibi hususlar dikkate alınarak takdiren ve teşdiden” denilmek suretiyle anılan maddenin kanundaki yaptırımının asgari hadden uzaklaşılarak tayin olunması gerektiği kabul edildiği halde hapis cezasının asgari hadden tayin edilmesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafilerinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321. maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 03/12/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.