Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/3596 E. 2014/19467 K. 24.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3596
KARAR NO : 2014/19467
KARAR TARİHİ : 24.11.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Sanık … hakkında verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Sanığın yokluğunda verilen 21/06/2011 tarihli kararın sanığa 13/07/2011 tarihinde tebliğ edildiği, sanık müdafinin yasal süresi geçtikten sonra yaptığı 18/08/2011 tarihli temyiz inceleme başvurusunun, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesi uyarınca REDDİNE,
2-Sanık … hakkında verilen mahkumiyet kararına yönelik temyiz incelemesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanık, arkadaşı temyiz dışı … ve açık kimliği tespit edilemeyen …isimli kişinin, katılanın işyerine giderek 1.050 TL tutarında alışveriş yaptıkları, sanık ve arkadaşlarının, yanlarında nakit bulunmadığını, biraz ilerdeki ATM’den çekip geleceklerini söylediği, müştekinin, alınan eşyaların işyerinde bırakılarak paranın çekilip getirilmesini söylediği, sanık ve arkadaşlarının, müştekiye, parayı çekmek için kendileriyle gelmesini teklif ettikleri, yapılan ısrar sonucu müştekinin sanık ve arkadaşlarının aracına bindiği, bir ATM önünde durdukları, sanığın, söz konusu ATM’de para çekemediğini söyledikten sonra bir banka şubesine gitmeyi teklif ettiği, müştekinin, eşyaların kendisine iade edilmesini ve araçtan indirilmesini istediği, sanık ve arkadaşlarının, parayı kendisine vereceklerini söyleyerek müştekiyi ikna ettikleri, sanığın, temyiz dışı sanık … ile açık kimliği tespit edilemeyen … isimli kişiyi eşyalarla birlikte yolda indirdiği, daha sonra sanığın, müştekiye bir evi göstererek “parayı ordan alıp geleceğiz” dediği, kendisi de müştekiyle birlikte araçtan indiği ve birlikte yürümeye başladıkları, bu arada sanığın, bir anda geriye dönerek araca doğru kaçıp binerek olay yerinden uzaklaştığı, böylece sanığın, diğer sanıklarla eylem ve fikir birliği içinde hareket ederek hileli hareketlerle katılan aleyhine haksız menfaat temin etmek suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanık ve müşteki beyanları ile tüm dosya kapsamına göre, suçun sanık tarafından işlendiği sabit olmakla bu gerekçelere dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 157/1 maddesi uyarınca “suçun işleniş biçimi, suçun konusun önem ve değeri, zarar ve tehlikenin ağırlığı ile kastın yoğunluğu nazara alınarak takdiren ve teşdiden” denilmek suretiyle anılan maddenin kanundaki yaptırımının asgari hadden uzaklaşılarak tayin olunması gerektiği kabul edildiği halde, sadece para cezasının alt hadden uzaklaşılarak verilip hapis cezasının asgari hadden tayin edilmesi hususundaki isabetsizlik aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır ve bu nedenle para cezasının alt hadden verilmesi gerektiği yönündeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanık müdafinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın (c) bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 24/11/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.