Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/19924 E. 2014/12863 K. 25.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/19924
KARAR NO : 2014/12863
KARAR TARİHİ : 25.06.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Katılanın oğlu … ile temyiz dışı sanık …’in asker arkadaşı olduğu, temyiz dışı sanık …’in katılanı telefonla arayarak ellerinde altın olmadığı halde ellerinde çok sayıda tarihi reşat altını olduğunu, bu altınları Denizli’de elden çıkaramadıklarını, Ankara’da rahatlıkla satılabileceğini, bu nedenle ucuza vereceklerini söylediği, temyiz dışı sanık …’in katılanı altınları görmesi için Denizli’ye çağırdığı, katılanın Denizli’ye geldiği, temyiz dışı sanık … ile buluştuğu, temyiz dışı sanık …’in yanında bulunan sanık …’i köylü … olarak tanıttığı, sanık …’in de köylü gibi davranarak bir adet reşat altını çıkarıp katılana verdiği, katılanın kuyumculara göstermek üzere altını aldığı, kuyumcuların verilen altının reşat altın olduğunu söylemeleri üzerine katılanın sanıklardaki altını almaya karar verip 10 bin TL ile tekrar Denizli’ye geldiği, temyiz dışı sanık … tarafından otogarda karşılandığı, sanık …’in …’dan geleceğini söyleyip sohbet ettikleri, daha sonra sanık …’in yanlarına geldiği, sanık …’ın temyiz dışı sanık …’e telefon ederek annesinin hasta olduğunu, acil olarak hastaneye gelmesi gerektiğini söylediği, temyiz dışı sanık …’in katılan ve sanık … ile birlikte hastane bahçesine gittikleri, temyiz dışı sanık … ve sanık …’ ın hastane bahçesinde kaldıkları, sanık …’in altınları vermek üzere katılanı çıkmaz sokağa götürdüğü, altınların eşinde olduğunu söyleyerek sanık …’ı telefonla aradığı , altınları getirmesini istediği, sanık …’ın katılan ile telefonla görüşüp ” parayı gönder sayayım, daha sonra altınları gönderirim” dediği, katılanın altınları görmeden parayı vermeyeceğini söylemesi üzerine sanık …’ın da altınları göndermeyeceğini söylediği, bunun üzerine katılanın 10.000 TL ‘yi sanık …’e verdiği, sanık …’in de bir eve girip kaybolduğunun anlaşıldığı olayda, eylemlerinin dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
5237 sayılı Kanun’un 51/2. maddesine göre, cezanın ertelenmesi, mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi koşuluna bağlı tutulabileceği, koşul gerçekleşinceye kadar cezanın infaz kurumunda çektirilmesine devam edileceği, koşulun yerine getirilmesi hâlinde, hâkim kararıyla hükümlü infaz kurumundan derhâl salıverileceği hükmüne yer verildiği, malvarlığına yönelik bazı suçlarda etkin pişmanlığı düzenleyen aynı Kanun’un 168. maddesinde, failin, azmettirenin veya yardım edenin etkin pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme ya da tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde mağdurun rızası aranmaksızın, kısmî geri verme veya tazmin halinde ise mağdurun rıza göstermesi koşuluyla ve etkin pişmanlığın gerçekleştiği yargılama aşaması dikkate alınarak ceza indirimi öngörüldüğü, öte yandan aynen geri verme veya tazmin tedbiri aynı Kanun’un 51. maddesinde bir koşul olarak gösterilmiş ise de, yasal bir indirim nedeninin, bundan yararlanmama iradesini ortaya koyan failin cezasını etkisiz kılacak biçimde aynen tazmin tedbir şartına bağlı tutulması imkanının bulunmadığı, böyle bir uygulamanın, mağdurun zararını soruşturma veya kovuşturma aşamalarında gidermeyen faillere yeni bir olanak tanırken, soruşturma veya kovuşturma aşamalarında zararı ödeyen sanık veya sanıklar aleyhine ve adalete aykırı bir sonuç doğuracağı, maddenin düzenleniş amacının da bu şekilde yorumlanamayacağı gözetilmeyerek etkin
pişmanlık hükümlerinden yararlanmayan sanıklar hakkında ertelemenin, mağdurun uğradığı zararın giderilmesi şartına tabi tutulması aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Kısa süreli hapis cezası ertelenen sanıklar hakkında 5237 sayılı TCK’nın 53/4. maddesine aykırı olarak aynı Kanunun 53/1. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıklar müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, mala zarar verme suçundan kurulan hüküm fıkrasından 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısmın çıkartılması suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 25.06.2014 tarihinde oybirliği ile karar verildi.