Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/16765 E. 2014/10612 K. 28.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/16765
KARAR NO : 2014/10612
KARAR TARİHİ : 28.05.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın, 158.nci maddenin ikinci fıkrasında yer alan, bu düzenlemeyle failin, kamu görevlileriyle ilişkisi olduğunu, onlar nezdinde hatırı sayıldığını ileri sürerek ve belli bir işin gördürüleceği vaadiyle aldatarak, başkasından menfaat temin etmesi nitelikli dolandırıcılık kabul edilmektedir. Suçun maddî unsuru, kamu görevlileri yanında hatıra sayıldığının, onlarla ilişkisi bulunduğunu iddia ederek, yapılacak aracılık karşılığında kamu görevlisine verilmek üzere,para veya başkaca menfaat almak, kabul etmektir.
Kamu görevlisi, TCK.md.6’da tanımlanmış ve açıklanmıştır. Bu suçun meydana gelmesi için, suç konusunun resmî nitelikte bir iş olması ve failin kamu görevlileriyle ilişkisi olduğundan bahsederek dolandırıcılık eylemini gerçekleştirmesi gerekir. Faildeki ahlaki kötülüğün, yalnız başkalarını dolandırmakla kalmayıp, aynı zamanda kamu görevlilerini şüphe altına sokmasındaki vahameti, suçu nitelikli hâle getirmiştir.
Bu iddia yapıldığında, o kamu görevlisinin gerçekten var olup olmadığı, yada o işi yapmaya yetkili bulunup bulunmadığının bir önemi yoktur. Ancak nüfuzdan faydalanacağı söylenen kişinin kamu görevlisi olması gerekir. Kamu görevlisi sayılmayan bir kişiyle ilişkisinden dolayı bir yarar sağlanması halinde bu nitelikli hal uygulanmayacaktır. Kamu görevlisinin taraflarca tanınan ve bilinen bir görevli olması aranmaz. Asıl olan tarafların anladıkları ve anlattıkları memurun makam olarak belirlenebilen bir görevli olmasıdır. Failin mağdurdan sağladığı çıkarı…. başsavcısına, …kaymakamına, vereceğim şeklindeki beyanında başsavcının, kaymakamın kişi, makam ve görev olarak yeterince belirliliği bulunmaktadır. Failin, belirli bir memur yanında hatırı sayıldığından bahsedilmeksizin, bakanlardan, milletvekillerinden, hakimlerden, tanıdıkları olduğu ve işi halledeceğini söyleyerek çıkar sağlanması halinde basit dolandırıcılık söz konusu olacak ve TCK’nın 158/2. maddesi uygulanamıyacaktır. Keza, failin, belli bir memur yanında hatırı sayıldığından söz etmeksizin kendisini Kamu kurumunda görevli (müfettiş, genel müdür vb.)olarak tanıtıp müştekinin tayinini yaptırabileceğini söylemesi halinde eylemi, basit dolandırıcılık suçunu oluşturacaktır.
Kamu görevlisine gerçekten ve onun bilgisi içinde çıkar sağlanmış ise eylem rüşvet suçunu oluşturacaktır.
Sanık …’ın 2009 yılı 29 Mart seçimleri öncesi Salihli ilçe merkezinde … Partisi lehine seçim çalışmalarına katıldığı, bu faaliyetleri sırasında aynı çalışmalara katılan sanık … ile tanıştığı ve kendisini emekli mülkiye müfettişi olarak tanıttığı, samiyet kurduğu, sonrasında eski sağlık bakanı … … Kırıkkale Millet Vekili… ve İzmir Millet Vekili…’nu tanıdığını, oğlunun Balıkesir’de doktor olarak çalıştığı hastaneye hemşire, hizmetli ve şoför kadrosuna personel alınacağını, bu kadrolara işe girmek isteyen varsa kendisinin bu tanıdıkları aracılığıyla yardımcı olacağını beyan ederek katılan …’nun katılanlar …, …, …, … ile müşteki …’a söylemesini sağlayarak, belirttiği kadrolar için kişi başı 320 TL, fotoğraf, adli sicil kaydı ve diploma suretleri istediği, katılan sanık …’nun katılanlar ve müştekiden para ve belgeleri toplayarak sanık …’a elden teslim ettiği, sanık …’ın aynı şekilde iş aradığını öğrendiği katılan …’ ya kendisini müfettiş olarak tanıtıp işe yerleştireceğini söyleyerek bir takım belgeler hazırlattıktan sonra çeşitli bahanelerle farklı tarihlerde toplam 11.000 TL aldığı ancak iş bulma konusunda herhangi bir girişimde bulunmadığı, anlaşılan olayda; sanık …’ın katılanlar …, …, …, … ile müşteki …’a yönelik eyleminin zincirleme biçimde nitelikli dolandırıcılık, sanığın, katılan …’ya karşı eyleminin, dolandırıcılık suçunu oluşturduğu yönündeki kabulde ve katılan sanık …’nun yüklenen
dolandırıcılk suçunu gerçekleştirdiğine dair delil bulunmadığından beraatına ilişkin kararda bir isabetsizlik görülmemiştir.
Katılan …’nın görevsiz mahkemede alınan 13.10.2009 tarihli beyanında şikayetçi olduğunu davaya katılmak istemediğini belirtmiş isede 03.12.2009 tarihli duruşmada katılmak istediğini belirtmesi karşısında katılma kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmeyerek tebliğnamedeki düzeltilerek onama düşüncesine iştirak edilmemiştir.
Sanık …’ın katılan …’ya karşı işe girmesini sağlayacağını belirttikten sonra çeşitli bahanelerle farklı tarihlerde olmak üzere toplam 11000 TL almış olması karşısında, sanığın eylemini zincirleme biçimde gerçekleştirdiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre; o yer Cumhuriyet savcısı ve sanık … müdafiinin, yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 28.05.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.