Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/20645 E. 2014/12939 K. 26.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/20645
KARAR NO : 2014/12939
KARAR TARİHİ : 26.06.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi,mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Somut olayda; sanık … nın yanında açık kimliği tespit edilemeyen bir bayan da olduğu halde katılanın evine gelip önce yardım amaçlı para istedikleri, katılanın parasının olmadığını söylemesi üzerine, Önce içmek için su istedikleri, sonra da odadan katılanın çocuğunun ağlama sesini duyup, çocuğunda nazar olduğunu, dua okurlarsa geçeceğini, kendilerinin Adıyaman’da bulunan şeyhin dergahından geldiklerini söyledikleri ve bebeğin yanına gidip dua okur gibi yaptıkları, evde altın cinsinden ne varsa getirmesini, ne kadar çok olursa o kadar daha fazla etkisi olacağını katılana söylemeleri üzerine, katılanın da evdeki altınları getirdiğini, altınları okuyup suya koydukları ve daha sonra bir beze sarıp minderin arasına yerleştirdikleri, sanık ve yanındaki bayanın katılandan kendilerini sokağın başına kadar götürmesini istemeleri üzerine katılanın bu şahıslara refakat ettiği, tekrar eve dönüp bez parçasının içine baktığında koyduğu altınların yerinde olmadığını gördüğü, katılanın şikayeti üzerine yapılan incelemede, su bardağında sanığın parmak izine rastlandığı ve katılanın sanığı teşhis ettiği anlaşılmakla, sanığın dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle dolandırıcılık suçunu işlediğine dair kabulde isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 26.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.