Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/3691 E. 2014/19743 K. 26.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3691
KARAR NO : 2014/19743
KARAR TARİHİ : 26.11.2014

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇ : Dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Sanıklardan …ı’nın şikayetçi …’ın asker arkadaşı olduğu, zaman zaman şikayetçi ile sanığın telefonla görüştükleri, sanığın şikayetçiyi arayarak telefonu eniştesi olduğunu beyan ettiği ve hakkında ayırma kararı verilen …’a verdiği, …’in şikayetçiye küpün içinde 12 kg altın bulduklarını söylediği ve şikayetçiyi Denizli’ye çağırdıkları, şikayetçinin altınları almaya karar vererek babası ve amcasının oğlu … ile beraber Denizli’ye geldikleri, sanık ve … adlı şahısla buluştukları, sadece şikayetçiyi alarak altınları amcasının yanında görmesi için çay ocağının arkasındaki boş bir araziye getirdikleri, burada sanığın amcası olarak tanıtılan diğer sanık …’ın yere bir havlu sererek pazar çantası içindeki altınları boşaltmaya başladığı ve şikayetçiye 1 adet numune altın verdikleri, şikayetçinin babası ve amcası oğlu ile birlikte İstanbul’a döndüğü, altını kapalı çarşıdaki kuyumculara gösterdiği, gerçek altın olduğunu öğrenmesi üzerine kalan altınları da satın almaya karar verdiği ve sanık … ile telefonda pazarlık yaptıkları, şikayetçinin çağırması üzerine …’nın İstanbul’a gittiği ve burada yeniden altınların satış fiyatı hususunda pazarlık yaptıkları, şikayetçinin 9.000 TL parası olduğunu söylemesi üzerine sanığın da “sen parayı ayarla, altın satıldıktan sonra ben sana aldığım parayı vereceğim” dediği, olay günü sanık ile şikayetçinin Denizli’ye geldikleri, eniştesi olarak tanıtılan …’i telefonla aradıkları ve şikayetçinin geldiğini, paranın tamam olduğunu söyledikleri, şikayetçinin 8.500 TL vereceğini söylediği, bir süre sonra …’in sanığı telefonla arayarak “parayı al gel, amcan (…) malı versin” demesi üzerine şüphelenen şikayetçinin “parayı vermem, ikinizden birisi benim yanımda kalacak” dediği, …’in gelerek şikayetçiye “tamam ben senin yanında kalacağım” demesi üzerine şikayetçinin üzerindeki parayı sanığa verdiği, sanığın parayı aldıktan sonra yanlarından ayrıldığı, 5 dakika sonra sanığın …’i arayarak şikayetçinin elindeki valizi almasını söylediği, şikayetçinin bunu kabul etmediği, kendisinin de geleceğini söylemesi üzerine birlikte yürümeye başladıkları, …’in “sen yabancısın, dikkat çekmeyelim, arkamdan gel” dediği ve bir apartmanın yanına geldikleri, …’in burada zile basmaya başladığı, şikayetçinin sigara almak için bakkala girip çıktığında valizinin apartman önünde durduğunu, ancak …’in olay yerinden kaçmış olduğunu gördüğü, sanıkların bu eylemleriyle dolandırıcılık suçunu işlediklerinin iddia edildiği olayda; sanıklar savunması, katılan ve tanıklar beyanı, fotoğraf teşhis tutanağı, canlı teşhis tutanağı ile tüm dosya kapsamına göre, atılı suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olduğu gerekçesine dayanan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmemiş; her ne kadar şikayetçi …’ün hükümden sonra verdiği dilekçe ile sanık …’un 18.08.2010 tarihinde zararı karşıladığını bildirmişse de; hüküm tarihinden sonraki ödemelerin TCK’nın 168. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği anlaşıldığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık … ve sanık … müdafiinin sair temyiz itirazlarının reddine; ancak,
5237 sayılı TCK’nın 53. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yer alan haklardan, sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmetten bulunmaktan yoksun bırakılmaya ilişkin hak yoksunluğunun aynı maddenin 3. fıkrasına göre koşullu salıverilme tarihinden itibaren uygulanmayacağı gözetilmeden, alt soyu dışındaki kişileri de kapsayacak şekilde 53/1-c maddesi gereğince güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına hükmedilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanık … ve sanık … müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca uygulanması gereken CMUK’nın 321.maddesi gereğince BOZULMASINA; fakat, bu aykırılığın yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanun’un 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan; hüküm fıkrasından, 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün tamamen çıkartılıp yerine, “5237 sayılı TCK’nın 53. maddenin 3. fıkrası uyarınca, 1. fıkranın c bendinde yer alan, kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık haklarından koşullu salıverilme tarihine kadar, 1. fıkrada yazılı diğer haklardan cezanın infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına” denilmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 26.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.