Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/3569 E. 2014/19718 K. 25.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3569
KARAR NO : 2014/19718
KARAR TARİHİ : 25.11.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik, nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Beraat, mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
1-Katılan vekilinin temyiz talebinin incelenmesinde;
Nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarını işledikleri iddia olunan sanıklara yüklenen suçlardan, doğrudan doğruya zarar görmeyen …’nun kamu davasına katılma hakkı bulunmadığı ve usulsüz verilmesinden dolayı hukuken geçersiz olan katılma kararının hükmü temyiz etme yetkisi vermeyeceğinden, şikayetçi vekilinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 317. maddesİ uyarınca REDDİNE,
2- Nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükümlerine yönelik sanıkların temyiz taleplerinin incelenmesinde;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;
Failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
TCK’nın 158/1-d bendinde belirtilen kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenmesi nitelikli hâl kabul edilmiştir. Söz konusu kurum yada kuruluşların konumunun suçun işlenmesinde kolaylık sağlayacağı düşüncesi, bu kurum ve kuruluşların bu suçta araç olarak kullanılmasının ağırlaştırıcı neden olmasını gerektirmiştir.
Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için, bunların isminin kullanılması yeterli olmayıp maddi varlığının kullanılması gerekmektedir. Araç olarak kullanılma, bu kurum veya kuruluşlara ait yazı veya belgeleri amaç dışı olarak kullanmak şeklinde olabilir. Bu kurumlara ait kimlik belgesinin gösterilmesi, basılı evraklarının, kıyafetlerinin, taşıtlarının kullanılması mağdurda güven oluşumunu sağlayacaktır.
Somut olayda; sanıkların, fikir ve eylem birliği içinde hareket etmek suretiyle, bir kısmı sahte, bir kısmı gerçek olan ve SGK denetim elemanlarının işyerleri denetimleri sırasında kullandıkları, SGK antetli matbu formların bulunduğu bir çanta ile birlikte şikayetçi …’ın işyerine gittikleri, şikayetçiye bir kimlik gösterip, kendilerinin …’nda müfettiş olduklarını, kontrol için geldiklerini söyledikleri ve işyerinde kaç kişi çalıştığını, sigortalı olup olmadıklarını sordukları, şikayetçinin 8 kişinin çalıştığını, hepsinin de sigortalı olduğunu belirttiği, sanıkların sigorta belgelerini istemeleri üzerine, şiakyetçinin gerekli belgeleri ibraz ettiği, sanıkların belgelere baktıktan sonra geri verdikleri ve sonrasında şikayetçiden öğlen yemeği için para istedikleri, ancak şikayetçinin istedikleri parayı veremeyeceğini söylediği, bunun üzerine sanıkların işyerinden ayrıldıkları, aynı gün şüphe üzerine kolluk kuvvetleri tarafından yakalandıkları anlaşılmakla; sanıkların eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 158/1-d maddesinde düzenlenen “Kamu kurum ve kuruluşlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık” suçunu oluşturduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiş; 5237 sayılı TCK’nın 53. maddesi uyarınca sanıkların belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılmalarının, kasten işlenen suçtan dolayı, hapis cezası ile cezalandırılmalarının kanuni sonucu olması nedeniyle, bu hususun infaz aşamasında gözetilmesi mümkün olduğundan; adli sicil kaydında tekerrüre esas sabıkası bulunan sanık … hakkında TCK’nın 58. maddesi hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanıkların yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Hapis cezası alt sınırdan tayin olunduğu halde, ayrıca yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden aynı gerekçeyle adli para cezasına esas alınması gereken tam gün sayısının alt sınırdan uzaklaşılarak tayini suretiyle çelişkiye düşülmesi,
Bozmayı gerektirmiş, sanıkların temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükümlerin bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, hüküm fıkrasından adli para cezasına ilişkin sırasıyla “60’ar gün”, “30’ar gün”, “25’er gün” ve “500’er TL” adli para cezası terimlerinin tamamen çıkarılarak, yerlerine sırasıyla “5’er gün”, “2’şer gün”, “1’er gün” ve “20’şer TL” adli para cezası ibarelerinin eklenmesi suretiyle, diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükümlerin DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 25/11/2014 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.