Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2012/20114 E. 2014/12974 K. 26.06.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/20114
KARAR NO : 2014/12974
KARAR TARİHİ : 26.06.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık
HÜKÜM : Mahkûmiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Dolandırıcılık suçunun dinî inanç ve duyguların istismar edilmesi suretiyle işlenmesi, bu suçun temel şekline göre daha ağır ceza ile cezalandırılmayı gerektiren bir durum olarak TCK’nın 158/1-a maddesinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesine göre, burada dikkat edilmesi gereken husus, dinin bir aldatma aracı olarak kullanılmasıdır.
Din, bir topluluğun sahip olduğu kutsal kitap, peygamber ve Allah kavramını da genellikle içinde bulunduran inanç sistemi ve bu sisteme bağlı olarak yerine getirmeye çalıştığı ahlaki kurallar bütünüdür. Dini inanç, dine inanan, belirli bir dine mensup kişinin duygularıdır. Bir insanın dini inanç ve duyguları ile doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, çevresi ve içinde bulunduğu toplum arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır.
Bu nitelikli unsurun gerçekleşebilmesi ve suçun oluşabilmesi için, dini kurallara bağlı olanların, önem verdiği değerler, dini inanç ve duygular aldatma aracı olarak kötüye kullanılmalı, bu suretle gerçekleştirilen hile ile haksız bir yarar da sağlanmış olmalıdır.
Sanığın, katılanın evine gidip sohbet ettikleri sırada, Hristiyanların ölürken altınlarını toprağa dönüştüren bir büyü yaptıklarını, kendisinin bu büyüyü tersine çevirdiğini, toprağı altın yaptığını, hayır sever bir insan olduğunu söyleyerek, yanında getirdiği çuval içerisindeki kırmızı renkli topraktan bir miktar çıkartıp siyah bir poşete koyduğu, ardından poşetin içerisindeki toprağı çuval içerisinden çıkarttığı seccadeye döküp, sağına soluna dönerek dua okur gibi yaptığı, toprağa bir şeyler yazıyormuş gibi karıştırıp içerisinden iki adet altın görünümlü bilezik çıkarttığı, bileziklere dokunmamaları gerektiğini, teravih namazına gidip gelince daha çok altın çıkartacağını söyleyip olay yerinden ayrıldığı, geri geldiğinde beş adet daha altın bilezik çıkarttığı, 600,00 TL para vermesi halinde bu parayı yakarak meleklere göndereceğininden bahsedip, katılandan aldığı parayı yakıyormuş gibi yapıp haksız menfaat temin ettiği, katılanın altınları kuyumcuya götürdüğünde sahte olduklarını öğrendiği somut olayda; katılan ve tanıkların beyanları ile kolluk tarafından yaptırılan teşhise ve suçta kullanılan bileziklerin sahte olduğuna ilişkin tutanakların içeriğine göre sanığın dini inanç ve duyguları aldatma aracı olarak kötüye kullanılarak nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediğine yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanığın yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA, 26.06.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.