Yargıtay Kararı 15. Ceza Dairesi 2013/3478 E. 2014/19909 K. 27.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 15. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3478
KARAR NO : 2014/19909
KARAR TARİHİ : 27.11.2014

MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik
HÜKÜM : Mahkumiyet

Dosya incelenerek gereği düşünüldü;
T.C. Anayasasının 40/2, CMK’nın 34/2, 231/2, 232/6 ve “kabul edilebilir bir başvuruda kanun yolunun veya merciinin belirlenmesinde yanılma başvuranın haklarını ortadan kaldırmaz” amir hükmünü içeren 264/1.maddesi birlikte nazara alındığında; “…temyizin tefhimden itibaren 7 gün içinde yapılabileceği…” yönündeki mahkeme kararı nedeniyle oluşturulan yanıltma nedeniyle hükümlerin kesinleşmediği, sanığın 05.03.2010 ve 17.05.2010 havale tarihli cezaevinden verdiği dilekçelerin öğrenme üzerine temyiz iradesini taşıdığı dikkate alınıp, mahkemenin 10.01.2011 tarihli “temyiz talebinin reddine” ilişkin ek kararı kaldırılarak yapılan incelemede;
Sanığın sabıka kaydında görünen ilamın TCK’nın 58.maddesinin uygulanmasını gerektirir nitelikte olduğunun dikkate alınmaması isabetsizliği aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.
Bilişim sistemlerinin,banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, TCK’nın 158/1-f maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin gerekçesinde de;“Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de,birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir.
Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saymıştır.
Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması yani dolandırılması halinde bu bendin uygulanması mümkündür. Aksi halde yani sisteme girilerek bir kişi aldatılmayıp sistemden yararlanılarak çıkar sağlanmışsa bilişim suçu veya bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunun oluşması söz konusu olacaktır.
Bilişim sisteminden maksat,verileri toplayıp, yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağını veren manyetik sistemlerdir. Günümüzde bilişim sistemleri ile sesli-görüntülü haberleşme, elektronik imzanın kabulü,yeni ticari ilişkiler,internet bankacılığı hizmeti ile para transferleri ve bunlar gibi pek çok yenilik toplumsal hayata girmiş, bilişim gerek iş gerekse günlük hayatta vazgeçilemeyecek kadar önemli bir noktaya ulaşmış, bilişim teknolojileri daha hızlı ve ucuz bir nitelik arz etmesi nedeniyle,klasik yöntemlere nazaran daha fazla tercih edilir duruma gelmiştir. Bu sistemlerin güvenle kullanılması, aynı anda hızlı ve kolayca birçok kişi tarafından ulaşılması ve diğer taraftaki failin kontrol imkanını azaltması nedeniyle nitelikli hal sayılmıştır.
Banka ya da kredi kurumlarının araç olarak kullanıldığından söz edilebilmesi için,dolandırıcılık fiili gerçekleştirilirken bankaların olağan faaliyetlerinden ya da bu faaliyeti yürüten sujelerden hileli araçlar kullanılarak yararlanılması veya banka ve kredi kurumlarının olağan faaliyetleri nedeniyle üretmiş oldukları maddi varlıkların suçta araç olarak kullanılarak haksız çıkarın elde edilmesi gerekir. Bankaların,ödeme aracı olarak kullanılması halinde bu fıkra uygulanamayacaktır.
Somut olayda; … Kent…Koop.’un (mağdur …’ın yönetiminde yer aldığı bildirilen) …bank-Heykel (Bursa) şubesi nezdindeki hesabından üretilmiş ve 04.07.2007 tarihi itibariyle “çalıntı” müracaatı bulunan çek koçanlarına dahil, suça konu 28.08.2007 keşide tarihli (hamiline düzenlenmiş) 1.220 TL bedelli … seri no’lu çek yaprağını, 25.02.2008 ve 26.11.2008 tarihli bilirkişi raporlarına göre sahte düzenleyen ve kendisini … (…) olarak tanıttığı cep telefonu satıcılığı yapan…’a aldığı cep telefonları karşılığı ciranta sıfatıyla imzalayıp veren, bu suretle haksız yarar sağlayan eylemlerinin “nitelikli dolandırıcılık”; “resmi belgede sahtecilik” suçlarını oluşturduğunu takdir eden mahkemenin kabul ve uygulamalarında yukarıdaki eleştiri ve aşağıdaki bozma nedeni dışında bir isabetsizlik görülmemiştir.
I) “Resmi belgede sahtecilik” suçundan verilen “mahkumiyet” hükmüne yönelen sanık ve müdafinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık ve müdafinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
II) “Nitelikli dolandırıcılık” suçundan verilen “mahkumiyet” hükmüne yönelen sanık ve müdafinin temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma ve kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık ve müdafinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;
Suçtan elde edilen haksız menfaat miktarı belli olmakla; adli para cezasının belirlenmesine esas alınacak temel tam gün birim sayısının, suçtan elde olunan haksız menfaat miktarının iki katından az olmayacak şekilde, en az bu miktara tekabül edecek biçimde takdir olunması ve bu temel tam gün sayısı üzerinden ceza arttırımı ve eksiltmelerinin yapılması gerektiğinin nazara alınmaması suretiyle “doğrudan para cezası” takdir olunarak neticede sanığa fazla adli para cezası tayini,
Bozmayı gerektirmiş, sanık ve sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1.maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak; yeniden duruşma yapılmasını gerektirmeyen bu hususun aynı kanunun 322.maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan hüküm fıkrasının birinci paragrafında yer alan “2440 TL”; ikinci paragrafındaki “813TL”; üçüncü paragrafındaki “677 TL” ibarelerinin çıkartılarak yerlerine sırasıyla “122 tam gün”; “40 tam gün”; “33 tam gün” ibareleri yazılmak ve üçüncü paragraftan sonra dördüncü paragraf olarak hükme eklenmek üzere; “Sanığa verilen sonuç tam gün sayısının TCK’nın 52 ve 61.madde hükümleri gözetilerek günlüğü takdiren 20 TL’den hesaplanarak netice itibariyle 10 ay hapis ve 660 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına” yazılmak suriteyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 27/11/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.